Bu da Laik Mahalle Baskısı Araştırması
Asagida gercek olaylari okuyacaksiniz.
hiltoncu medyanin carpitmalarindan biraz farkli; şaşırabilirsiniz..
ya da şaşırmazsınız, çünkü her gün bir benzerini siz yaşıyorsunuzdur!
http://taraf.com.tr/makale/3310.htm
• Bu araştırmada anlatılanların hepsi yaşanmış olaylardır. İnternet üzerinde, tanıdık, bildik insanlar arasında yapılan küçük bir soruşturmayla birkaç gün içinde toparlanmış yüzlerce vaka arasından seçilmiştir. İsimler araştırmacıda saklıdır.
• Araştırmanın amacı mahalle baskısı resmini tamamlamak, baskıcı mahalleler arasında tercih yapmadan, baskı yapan başka mahalleleri de teşhir etmektir.
• Araştırma için uzun süre beklenmiş, ama Said Nursi üzerinde çalıştığı için Şerif Mardin’i bile yıllarca dışlamış olan Türk akademyasının bir yüz yıl daha böyle bir araştırma yapmaya cesaret edemeyeceği anlaşılınca bu işe girişilmiştir. Araştırmacının bilimsellik iddiası yoktur. Anlatılan olayların gerçekliği hakkında ikna edici ayrıntı mevcuttur.
• Araştırmanın amacı kesinlikle Hutu-Tutsi mücadelesine dönen Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın altına odun atmak ya da “mahalle baskısı diye bir şey yoktur, Anadolu herkesin elele dolaştığı bir Teletabiler diyarı, insanlığın son ütopyasıdır” demek değildir. Bu yüzden araştırmanın diğer mahalle araştırmalarını hükümsüzleştirmek için kullanılması yasaktır.
• Araştırma MGK’ya rapor olarak yazılmadığı için araştırmanın sonuç bölümünde devlet laik mahalle baskılarına karşı göreve çağrılmamıştır. Araştırmacılar bu işin mahallede ve mahalleliler arasında çözülebileceğine inanmaktadır.
• Araştırmacılara göre bir toplumda baskın havayı insanlar, gruplar ve ideolojiler arasındaki rekabet yaratır. “Bunların sayısı artıyor”, “toplum muhafazakarlaşıyor” diye mızmızlanmak, kavgaya dışarıdan adam çağırmak centilmenliğe aykırı hareketlere girer. Şiddet ve baskıya başvurmadan gruplar arasında propaganda, ikna sürmelidir. Demokratlık bunu gerektirmektedir.
• Araştırma için Soros’tan, Fethullah Gülen’den, AKP’den, Diyanet’ten, ABD’nin ılımlı İslam projesi koordinatörlüğünden ya da başka herhangi bir dış güçten para alınmamıştır. Aksi ispatlanırsa bu araştırma üç saniye içinde kendini yok eder.
***
ANNEMİN ŞAPKASI • 2002 yılıydı. ODTÜ’den mezun oluyordum. Mezuniyet törenime ailem de gelmek istedi. Annem başörtülü. Türbanlı dersem daha iyi anlaşılır. Çok dindar biri değilim. Arkadaşlarım ve hocalarım annemin türbanlı olduğunu bilmiyorlar. Onlar için din, köylü, taşralı bir şey, dindarların hepsi de şeriatçı. Annemin türbanlı olduğunu görürlerse üniversitede kalıp asistan olma hayallerim suya düşer diye düşündüm. Aslında mezuniyet törenine türbanlı annelerin girmesine izin verilmiyor muydu bilmiyorum. Ama ben üzerimdeki mahalle baskısı yüzünden gelme de diyemeyeceğim annemi törenimde şapka takması için kardeşimle birlikte ikna ettim.Tören akşamüstü açık havada yapılıyordu. Güneş yoktu. Ve benim annem sırf üzerimdeki mahalle baskılarının yarattığı endişe ve aşağılık komplekslerim yüzünden binlerce kişi içinde o şapkayla oturmak zorunda kaldı. Bu konuyu daha sonra hiç konuşmadık. Ama ben ömrümün sonuna kadar o mezuniyet fotoğraflarına baktıkça hem kendimden utanacağım hem de yaşadığım ülkeden…
SİVİL TOPLUM LİNCİ • Geçen hafta demokrat bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği, “İnanç, Düşünce ve İfade Özgürlüğü” başlıklı foruma, farklı grup ve inançlardan 10 kişi ile birlikte, başörtüsü mücadelesi veren bir STK adına ben de davetliydim. İnanç ve düşünce özgürlüğü üstüne bir konuşma yaptım. Daha sonra kürsüye, hakkında 301 davaları olan bir yazar çıktı. Bağırarak yaptığı konuşmasının pek çok yerinde adımı vererek, yüzüme bakıp, parmak sallayarak, “Amerika’ya herkes hayır der, asıl AB’ye hayır diyemeyenden bir iş çıkmaz”, “İnanç dogmadır, ifade hürriyeti ile bağdaşmaz” gibi sözler söyledi, İslam ile ilgili ileri geri ifadeler kullandı. Çok alkış alıp yerine oturdu. Adımı on defadan fazla zikrettiği bu sunuma salonda benden başka biri cevap verir diye bekledim. Baktım olmuyor, söz alıp “herkesin saçmalama hakkı vardır, saygı duyuyorum” deyip yerime oturdu. Tabii bu cümleyi duyan bu kişi ayağa fırlayıp söz aldı ve yine bana dönüp “… hanım daha genç, büyüyünce beni anlar, saçlarını açsa daha iyi anlar” diyerek sözlerini bitirdi. Salondan bir alkış daha alıp oturdu… Bana da salonu terk etmek düştü.
ÇOCUĞUM İHBARCI • Ben bir yüzbaşıyım. Eşim başörtülü. Yeni atandığım yerde komutan eşiyle birlikte ziyaretimize geldi. Bunun ne anlama geldiğini bildiğimiz için eşim peruk taktı. Ama üç yaşındaki kızımın memleketin bu durumlarından haberi yoktu tabii. Tam yemeği kazasız belasız bitirip oturuyorduk ki kızım içerdeki başörtülerden birini alıp “anne taksana bunu” diye annesinin kucağına bıraktı. Yetmedi. Yere o başörtüsünü serip komutanın şaşkın bakışları altında namaz kılar gibi hareketler yapmaya başladı. Tabii kıpkırmızı olduk. Eşim “babaannesinden gördü galiba” gibi bir şeyler geveledi ama herhalde mesele anlaşıldı. Ben de baktım ki böyle numaralarla olmayacak, ordudan erken emekli oldum.
GENÇ DİNDAR DOKTORLARA TAVSİYELER • Tıpta uzmanlık sınavını kazanan asistan işe başlar. İstediği kadar çalışkan, bilgili olsun hocanın bazı sınavlarından geçmek zorundadır. Hoca eşinizle birlikte sizi evine davet eder (karısı örtülü ise bilelim, örtülü değilse içki içip içmediklerini çözelim yemeği). Asistan bekar ise mutlaka içki içip içmediğiniz araştırılır. Bir yemekte garsonu ayarladınız, votka vişne deyip sade vişne gelmesini sağladınız ise eh birinci yemeği kurtardınız; ama hoca külyutmaz mutlaka odasında bir bahane ile ‘hadi birer tek atalım öyle gidelim’ deyip size içki içirmeye çalışır. Ramazan ayı boyunca diğer doktor arkadaşlarınız ve klinik şefi mutlaka gündüz yemek yeyip yemediğinizi denetler. Bir gün niyetlenmeyip de yediğinizi gösterirseniz rahatlarlar, diğer günlerin peşine düşmezler.
RAKI-AYRAN • Üç yıl önce İstanbul’da bir tıp kongresinin yemeğinde, önündeki ayrana su karıştırarak rakı görüntüsü vermeye çalışan bir genç akademisyene çok gülmüştük. Daha sonra hocası geldiğinde bu çabanın nedenini anladık; hocayla kadeh kaldırmak mecburi imiş.
BEYAZ YAKALI FAŞİZMİ • Bir bankada çalışıyorum. Sekiz yıllık iş arkadaşlarım ablamın başörtülü olduğunu hala bilmiyor. Karısı başörtülü olanlar eşlerini mümkün olduğunca saklıyor. Taraf okuduğum için sürekli tacizle karşılaşıyorum. Asıl kötü olanı yıllık izinim olduğu halde anlayacaklar diye Hrant Dink’in cenazesine katılamadım.10 Kasım saat dokuzu beş geçe ofisin içinde ayağa kalkmayanın ise vay haline…
REKLAM AJANSINDA RAMAZAN • Uluslararası ortaklığı olan iyi bir reklam ajansında junior art director olarak iş buldum. İşe başladığım günler Ramazan’a denk geliyordu. Oruç tuttuğumun öğrenilip, parmakla gösterilmekten, rahatsız edici şakalara maruz kalmaktan, yapacağım en ufak hatanın orucuma mal edilmesinden korktuğum için ilk on beş gün çeşitli taktiklerle oruç tuttuğumu sakladım. Sigara ve çay içmemem en büyük avantajımdı. Sonunda sorular ve yemek teklifleriyle etrafımdaki şüpheler artınca itiraf ettim oruçlu olduğumu. Namaz bile kılmayan benim ajanstaki ön adım artık ‘hacı.’ Hüseyin Üzmez birine tecavüz etse benden kınama mesajı yayınlamamı bekliyorlar…
O EV TUTULDU • Mühendis bir çiftiz. Eşim başörtülü. Eşimle birlikte bir hafta sonu yine ev ararken Ümraniye’de bir sitenin girişinde sahibinden kiralık ilanını gördük. Apartman yöneticisi olan kadınla konuştuk. Kadın bize “daire tutuldu” dedi. Ben şüphelenip “peki neden kâğıdı kaldırmadınız” deyince, “az önce tutuldu” deyiverdi. “Tamam” deyip eve döndük. Kadının hallerinden şüphelenmiştim. Kâğıttaki numarayı tekrar arayıp aynı evi sordum. Bu kez aynı kadın bana evin özelliklerini saymaya başladı. “Ben az önce gelen eşi başörtülü kişiyim. Yaptığınız ayıp değil mi” deyince de telefonu yüzüme kapattı.
AÇIK KAPI BASKISI • Ankara’daki büyük üniversitelerimizden birinde birilerinin odalarında namaz kıldığına dair çıkan şayialar üzerine, öğretim elemanlarının oda kapılarını kapatması yasaklandı.
ÇAY ISMARLAYAYIM MI? • ODTÜ’de normal zamanlarda yüzümüze bile bakmayan bir hocamızın Ramazan günü tüm sınıfa çay ısmarlayası geldi. ‘Kimler istemiyor’ diye sordu. Benimle birlikte birkaç kişi el kaldırdı. Neden diye sorguya çekti. “İstemiyorum” falan dedim önce. “Oruç mu tutuyorsun” diye sordu. “Evet” dedim. Böylece serbest bırakıldım.
AVRUPA DUY SESİMİZİ • Başörtülüyüm. Üniversite son sınıfta Erasmus öğrenci değişim programına başvurmuştum. Fakülte birincisiydim. İngilizce sınavından en yüksek notlardan biri benimdi. Son aşama ise mülakattı. Mülakata girdiğimde üniversitenin Erasmus koordinatörü beni bayağı sıkıştırdı, sorularının hepsine onu alt edecek cevaplar verdiğimde daha da sinirlendi. Ertesi gün mülakat sonuçları açıklandı. Herkes 100 alırken benim puanım 60’tı.
YEMEKTEYİZ • Bodrum-Türkbükü. Eylül 2008. Ramazan ayı. Bir otelde yapılan düğüne davetliydik. Başörtülü eşim ve çocuğumla gittik . Biz sorun etmeyip içki içilen masalarda oturduk, bu sırada 60 yaşlarında zengin bir işadamı, sıradan bir başörtüsü takan eşime “Sen yakında çarşaf da giyersin” deyiverdi.
LAİK KURTARILMIŞ BÖLGE • 2007’in ekim ayıydı. Okuldan iki başörtülü arkadaşım ile birlikte Rumeli Caddesi’nden Osmanbey’e doğruyürüyorduk. Arkamızdan “cıkkk cıkkk” diye bir ses geldi ve 50 yaşlarında bir kadın başladı bize doğru söylenmeye “Siz her şeyi biliyorsunuz da bir yolda yürümeyi mi bilmiyorsunuz, bu ülkeyi siz bu hale getirdiniz, Nişantaşı’nı kirletmeyin bari,burası temiz kalsın.”
APARTMAN KARARIYLA • Ankara Ümitköy’de oturan bir arkadaşım posta kutusuna bırakılan dini bir dergiden dolayı apartman yöneticilerinden “genel şikâyet üzerine” uyarı aldı.
“Mossad’dan İran’a nükleer komplo” haberinden ne ders çıkaralım?
Haberi asagida alintiladim. Gercekten ilginc. Bu adamlarin kurduklari hileli tuzaklar birer birer ortaya cikiyor.
Benim anlatmak istedigimse su : Bazilari yillardir muslumanlari bu tur “komplo teorisi” olarak kucumsenen haberlere inanmakla sucladi. En buyuk ornegi 11 eylul olaylari. (Bkz: www.loosechange911.com)
ABD’nin tezgahlayip meyvalarini topladigi bir plandi. El Kaide, Usame bin Ladin yetistiren CIA, kullanmaya devam ediyor.
Turkiye’de Ergenekon + Hizbullah.
Teror ve siddet eylemlerini muslumanlara mal etme politikasi artik ayan beyan ortaya cikti.
ABD, israil gercek ser ekseni olarak tum dunyayi alcak emelleriyle terorize etmeye devam ediyorlar.
Her ulkedeki uzantilari da hem taseronluklarini yapiyor hem de medya gucuyle gunesi balcikla sivamaya calisiyorlar.
Ama artik pislik pacalarindan akiyor ve islam’la arinmis muslumanlarin masumiyeti gunyuzune cikiyor.
Haberi okuyalim:
———————————————————————–
http://www.stargazete.com/dunya/mossad-dan-iran-a-nukleer-komplo-152283.htm
İRAN’IN tartışmalı nükleer programını engellemeye çalışan İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın kukla şirketler aracılığıyla içinde izleme cihazları bulunan malzemeleri İran’a sattığı ortaya çıktı.
İran’ın nükleer silah geliştirmesine engel olmak için seferber olan Mossad’ın, bu amaçla paravan şirketler kurup İran’a kusurlu materyaller sattığı ortaya çıktı. İsrail’in etkili gazetelerinden Haaretz, Mossad’ın yeni başkanı Meir Dagan’ın bütün önceliğini İran’ın nükleer çalışmalarının engellenmesine verdiğini ve Mossad bütçesinden kayda değer bir miktarın bu çalışmalara tahsis edildiğini belirterek, yeni dönemde Mossad’ın diğer ülkelerin istihbarat kurumlarıyla yaptığı işbirliğinin de büyük ölçüde arttığını belirtti.
NÜKLEER PROGRAM ZEHİRLENDİ
Haberde, İspanya, Belçika, Avusturya, Tanzanya, Azerbaycan ve diğer ülkelerin İran’ın nükleer faaliyetler için gerekli malzemelere ulaşmasını engellediği belirtilirken, kurulan paravan şirketler üstünden İran’a kusurlu ürünler satılıp nükleer programının ‘zehirlenmesi’ olduğu ifade edildi.
Pakistanlı bilimadamı Abdülkadir Han’a bağlı nükleer kaçakçılık şebekesinde ismi geçen İsviçreli işadamlarının aslında CIA ajanları olduğunun ortaya çıktığına işaret etti. Kukla şirketler başlangıçta İran’a sağlam malzemeler satarak güven kazanırken, daha sonra ‘truva atı’ olarak isimlendirilen izleme cihazlarının yerleştirildiği ürünler Tahran’a gönderildi. Haberde, İran Devrim Muhafızları’na elektronik iletişim cihazları satan İranlı işadamı Ali Aştari’nin idamının da bu nedenden kaynaklandığı belirildi.
BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ
İran’ın, son haftalarda birçok Mossad ajanının yakalandığı açıklamalarına atıfta bulunan Haaretz, ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ sözüyle, bunların gerçekten Mossad ajanı olmalarının muhtemel göründüğünü belirtti. Bununla beraber Haaretz, kamuoyuna yansıyan bu bilgilerin, İsrail ile Batı istihbarat çevrelerinin İran’ın nükleer programını engellemek ve İran’ın da bu çabaları ifşa etme çabaları bakımından buzdağının sadece görünen kısmı olduğu yorumunda bulundu.
—————————————————————
Son Not : izole iran’da boyle eylemler yapabilen Mossad / CIA; israil’in stratejik ortagi, masonlarin cirit attigi, ABD uslerinin bulundugu Turkiye’de neler yapiyordur??
Ve bir ayetle kapatiyorum :
| Nahl (26) |
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi. |
Masonlar Türkiye petrolünü kime saklıyor?
MASONLAR TÜRKİYE’DEKİ PETROLÜ KİME SAKLIYORLAR?Netpano yazarı Hakan Yılmaz Çebi son petrol yasasını hakkında bilinmeyenleri açıklıyor. Yabancıların Türkiye’de petrol aramasına izin veren kanunun kabul edilmesinden sonra, ülkemizde petrol arayan şirketlerin tamamı Yahudilere aittir.
BELGİN ERKAN.: TPAO GENEL MD. İKMAL GRUP BAŞKANI, GÖKKUŞAĞI LOCASI
Güneydoğu’da arama yapanlar arasında en büyük iki petrol şirketi “MOBİL” ve “SHELL”di. Shell Petrol şirketi uluslararası sahada Hollanda-İngiliz ortaklığı etiketi kullanır. Royal-Dutek Shell’e bağlıdır. Sahibi Markus Samuel isimli bir Yahudi’dir. Diğer petrol arayıcısı şirket “MOBİL” ise bilindiği gibi Yahudi trilyoner ROCKEFELLER’ın birçok petrol şirketinden biridir.
Türkiye’de petrol aramaya başlandığı 1956 yılından 1968 yılına kadar MOBİL’in Türkiye’deki Genel Müdürü NECDET EGERAN’dı. Necdet Egeran 1954 ‘te yabancı şirketlerin Türkiye’de petrol aramasına izin veren Petrol Kanunu’nun kabul edilmesinde en büyük çabayı sarf edenlerden birisi. Aynı zamanda MTA’nın ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün kurucularından. Daha sonra emekli olup 56′da Mobil’in başına geçer. Mobil’in petrol bulduğu kuyuları beton dökerek toprak üzerine çıkmasını engellediği söylentilerinin yaygın olduğu tarihte Mobil’in tek söz sahibi idarecisiydi. … Dönemin ETİBANK GENEL MÜDÜRÜ BURHAN ULUTAN da o tarihlerde çalkalanan rivayetleri doğruluyor. Kendisiyle görüşmemiz sırasında yaptığı açıklamada Ulutan şunları söyledi:
“1965′LERİN BAŞINDA MOBİL OİL’İN BAŞINDA EGERAN İSİMLİ BİRİSİ VAR. BU ARADA PETROL BULUNAN KUYULAR DA KAPATILMIŞ…”
O dönem en gündemdeki şahıslarından Necdet Egeran’ın başka büyük bir özelliği daha var. Bu özelliğini TÜRKİYE’DEKİ MASONLARIN kendi aralarında yayınladıkları “ŞAKÜL GİBİ” isimli mason dergisinden öğreniyoruz.
ENVER NECDET EGERAN’IN KİMLİĞİ
24 Ekim tarihinde DOĞUŞ LOCASI’nde tekris edildi. (42 YAŞINDA)… Mayıs 1950′de KALFA, Ekim 1950′de ÜSTAD oldu… Necdet Egeran Bilgi Locası’nın 25 kurucu üyesi arasındadır… 1955 yılında da ÜSTAD-I MUHTEREM oldu… Egeran 1958′de Türkiye Büyük Locası’na GENEL SEKRETER seçildi. … Locası tarafından İskoçya Büyük Locasına Fahri Büyük 2. Nazırı unvanı verildi… 1964 yılında 1. BÜYÜK LOCASI’nı temsilen New York Büyük Locası’nın toplantısına davet edildi… Necdet Egeran 2 Mayıs 1965′te PEK SAYIN ÜSTAD seçildi. 58 yaşında 16. Masonik yılında TÜRK MASONLUĞUNUN EN GENÇ BÜYÜK ÜSTADI OLDU…” (Şakül Gibi Dergisi)
Görüldüğü gibi Necdet Egeran, Amerika’dan ısmarlama gelen Cevat Eyüp Taşman gibi yabancı petrol şirketlerin türlü entrikalar çevirdiği bir dönemde Türkiye’nin en aktif masonu olma özelliğini de taşıyor. Aynı tarihlerde petrol çıkan kuyuları betonlayan MOBİL’in Genel Müdürü olması ÇOOOK İLGİNÇ RASLANTI olsa gerek!!!
Türkiye’nin yıllardır petrol yönünden dışarıya bağımlı kalması ve belki de Ortadoğu’nun sayılı petrol üreticisi ülkelerinden biri olma şansını kaybetmesi ile TÜRKİYE’DEKİ MASONLUK, SİYONİZM davasına pek önemli katkılarda bulunmuş ve neticede hipnozlu milletvekillerinin uyuduğu bir anda YENİ PETROL YASASI MECLİS’ TEN TAYYİ MEKAN yaparak geçmiştir NETEKİM!..
BİR DÖNEM TÜRK PETROL REZERVLERİNİ KONTROL EDEN MASONLARIN LİSTESİ:
SELİM SOYDANBAY : MOBİL MÜDÜRÜ, DEV LOCASI
KAZIM AKYEL: TÜRKİYE PETROLLERİ GENEL MÜDÜR MUAVİNİ, UYANIŞ LOCASI
İBRAHİM ENVER ALTINLI.: MTA ENSTİTÜSÜ UZMAN, KÜLTÜR LOCASI
İHSAN RUHİ BERENT.: MTA GENEL MÜDÜRÜ, UYANIŞ LOCASI
OSMAN ŞEVKİ FİGEN: MOBİL OİL MARMARA BÖLGESİ MÜDÜRÜ, MUSAVVAF LOCASI
MİTHAT GÜLDÜ.: ETİBANK BAŞKONTROLÜ, İDEAL LOCASI
İHSAN MİZANOĞLU.: PETROL OFİSİ MÜDÜRÜ, İNANIŞ LOCASI
RAUF ROZENTAL.: SOCANİ VAKUM PETROL ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ.: KÜLTÜR LOCASI
BAHRİ ERGENE, MOBİL.: FAZİLET LOCASI
BESİM TAN, MOBİL MÜDÜRÜ.: SEVGİ LOCASI
İBRAHİM DERİNER.: ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI ESKİ MÜSTEŞARI, BİLGİ LOCASI
İHSAN KAYIN.: PETROL OFİSİ MÜDÜRÜ, İNANIŞ LOCASI
NİMET DANABAŞ.: MADEN KREDİ BANKASI MÜDÜRÜ, KÜLTÜR LOCASI
SÜHA TUĞRUL AKSOY.: ETİBANK ALIM SATIM ŞUBE MÜDÜRÜ, ÜLKÜ LOCASI
OSMAN BİLEN.: TPAO PERSONEL MÜDÜRÜ, UYANIŞ LOCASI
LÜTFİ ERSİN ÜÇER.: SHELL CO. PLANLAMA MÜDÜRÜ, ÖZLEM LOCASI
SABİH BÜYÜKARIKAN.: ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI MÜŞAVİRİ, UYANIŞ LOCASI
TURHAN KUT.: ETİBANK GENEL MÜDÜR MUAVİNİ, UYANIŞ LOCASI
SABRİ CEREN.: TPAO PAZARLAMA MUHASEBE MÜD., UYANIŞ LOCASI
ZİYA AYTINBAŞ.: TÜRKİYE PETROLLERİ A.O GENEL MÜDÜR MUAVİNİ, UYANIŞ LOCASI
ABDÜLKADİR ASNA.: MTA ENSTİTÜSÜ TTL ŞUBESİ MÜDÜRÜ, UYANIŞ LOCASI
RIFAT AYAYDIN.: TÜRKİYE PETROLLARİ A,Ş., UYANIŞ LOCASI
OSMAN ALİ BERKMAN.: MOBİL MÜDÜRÜ, ANKARA UYANIŞ LOCASI
MEHMET RIZA AKASLAN.: TPAO MALİ İŞLER GRUP BAŞKANI, UYANIŞ LOCASI
ATİLLA AYKOL.: MADEN JEOLOJİ MÜHENDİSİ, DEV LOCASI
AHMET BARAY.: ETİBANK GENEL MD. MUAVİNİ, UYANIŞ LOCASI
ZEKAİ BOYER,: TPAO PERSONEL MD. ANKARA UYANIŞ LOCASI
CENGİZ ERDAL .: PETROL OFİSİ A,Ş. GENEL MD. YARDIMCISI, GÖKKUŞAĞI LOCASI
YALÇIN İLTER .: MOBİL OİL BÖLGE MD. MATRİKÜL N: 1320
Yukarıda da görüldüğü gibi madenlerimiz yıllarca Siyonistlerin “ÇİFTLİKLERİMİZ” dedikleri mason localarına kayıtlı “kişilere” bırakılmış! Üstelik bunların pek çoğu TÜRKİYE’NİN AZAMİ DERECEDE MİLLİ DUYARLILIK GÖSTERMESİ GEREKEN TÜRKİYE PETROLLERİ ANONİM ORTAKLIĞI çalışanları olması GAFLET ÜLKESİ olmamızı göstermiyor mu?!
(”.” MASONLARIN KENDİ ARALARINDA KULLANDIĞI ÖZEL İŞARETLERDEN BİRİDİR!
RETOG ŞİRKETİ’NİN HAZIRLADIĞI TÜRKİYE’DEKİ PETROL DOSYASI…
”En Zengin Yataklar Türkiye Kürdistanı’nda”
Türkiye sınırlan içindeki petrole ilişkin oyunların yoğunluğu çok zaman kamuoyunda “Türkiye’de petrol var ama ortaya çıkarılmıyor” tartışmalarına yol açıyor. Yıllardan beri bu konuda medya kuruluşlarında birçok haber dönem dönem yer alır. Ne hikmetse bulunan petrol sahalarını hiçbir gazeteci veya medya kurumu yerinde görmez, tespit etmez veya edemez. Bu konuyu ciddiyetle ele almış hiçbir haber programı veya gündem haber bulamazsınız. Şahsıma da yapıldığı gibi, teşebbüs eden birçok gazeteciyi de işinden ederler. Yapacağınız çalışmayı hem kursağınıza gömerler hem de yayınlayacak bir yer bulamazsınız. Diğer taraftan Türk halkı bu iri gazete ve televizyonlarda yayınlanan magazin programlarına ilgisini günbegün gösterirken, niye kendilerine bu tarz konuların işlendiği programların gösterilmediğini bir türlü sormaz!..
Neyse konumuza dönelim ve 27 Şubat 1992 tarihli Güneş Gazetesi’nin birinci sayfasında yayımlanan hayli ilginç rapora bakalım. “En verimli yatakların ‘Türkiye Kürdistanı’nda olduğunu ileri sürdüler”… “Amerikalı Ceyarlar Güneydoğu’da” başlıklı haberde bakın hangi cümleler yer alıyor:
“Güneydoğu Anadolu’yu ve Bitlis, Van, Adıyaman, Tunceli illerini “Türkiye Kürdistanı” olarak değerlendiren bir ABD şirketi, ülkemizin yeraltı zenginlikleri konusunda ilginç iddialarda bulundu. Amerikalı petrol şirketi RETOG, Türkiye, Suriye, Irak sınır bölgesinin petrol ve gaz rezervlerinin raporunu yayınladı. Rezerv açısından çok zengin olduğu bildirilen bu bölge, raporda Kürdistan (!) ( DİKKAT EDİNİZ lütfen Yıl 1992- HYÇEBİ) olarak nitelendirildi.
“14900 Landmark Blyd. Sütte 370 Dallas, Texas 75240 USA adresindeki Retog” şirketince hazırlanıp satışa sunulan raporda, Türkiye’nin çok şaşırtıcı bir coğrafî konumu olduğu kaydedildi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, Ortadoğu petrol bölgelerinin kuzeydeki uzantısı olduğu belirtilen raporda, şu anki faal petrol sahalarının az miktarda petrol rezervlerine sahip olduğu vurgulandı.
Raporda öne sürülen görüşlerin aşırı derece detaylı olması dikkat çekti. Dört ciltten oluşan rapor, bölgedeki 517 petrol kuyusunun tüm kayıtlarını kapsıyor. Ayrıca bölgenin tüm jeokimya ve termal özellikleri ve tarımsal etkinliklerini gösteren haritalar da raporda bulunuyor. Raporda yalnızca Ortadoğu’nun Güney bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu görüşünün aksine, içinde Türkiye’nin Güneydoğu bölgesi topraklarının da bulunduğu kuzey bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu belirtildi. Ayrıca bu bölgede daha önce ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı kaydedildi.
45 bin ABD doları fiyatla satışa çıkarılan raporda, Türkiye Kürdistanı olarak adlandırılan yöredeki, işlenmeyen petrol sahalarının rezervlerinin büyüklüğü övülüyor. Bakir bölge olarak adlandırılan işlenmeyen sahaların Irak ve Türkiye’de işlenen petrol sahalarından daha verimli olduğu iddia ediliyor.
Retog şirketinin yeraltı ve petrol araştırma fırsatları, Türkiye Kürdistanı adlı raporunda, 500 bin ölçekli harita, kuyular, büyük petrol ve gaz sahalan, 52 ayrıntılı kuyu jurnali, 517 kuyu bilgi kayıtları, yerüstü coğrafî bilgiler, Bouger yerçekimi bilgileri, Türkiye-Suriye ve Irak’ın sismik derinlik haritaları ile bu ülkelerde çalışan petrol sahalarının ayrıntılı haritaları bulunuyor. Raporda aynca Türkiye’nin siyasî yapısıyla bunun komşu ülkelerle kıyaslamaları da detaylarıyla anlatılıyor.”
Yıl 1992: “Türkiye Kürdistan”ı Dillerde
Retog şirketinin vermiş olduğu bizim için azami öneme sahip bilgilerin yanında özellikle bu raporda yer alan Türkiye Kürdistanı cümlesine dikkatlerinizi çekmek isterim. İsrail Siyonizminin ABD’ye yaptırdığı Irak işgali sonucu bu niyet her geçen gün gerçekleşmek üzere. Oysa 1990 yılında çıkan Masonluk ve Kapitalizm adlı eserin ilk baskısında “özel bölümde” bu konuya dikkat çekilmiş, “Yukanda bahsettiğimiz gerek zengin petrol yatakları, gerekse GAP projesi gibi dev bir projenin yer aldığı topraklarda kurulacak bir Kürt devleti, İsrail için yutulacak lokma değildir. Kurulması tasarlanan bu devletin zayıf, askerî güçten yoksun, ekonomik açıdan himayeye muhtaç bir devlet olacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Plânın ikinci aşamasında, Ortadoğu’nun tek söz sahibi ülkesi haline gelecek İsrail için, bu Kürt devletini kontrol ve himayesine almak gayet kolay olacaktır. Kürdistan’ın İsrail’in bir eyaleti olmasıyla gelişecek bu aşama, İsrail’in Güneydoğu Anadolu sınırları içine alıp vadedilmiş topraklara kavuşmasıyla sona erecektir.
Rapor, şöyle devam ediyor;
“Olay bu yönden değerlendirilince, Time Dergisi’nde çizilen Kürdistan haritasının Güneydoğu Anadolu’nun uzaydan çekilen petrol haritasıyla üst üste çakışmasının bir tesadüf eseri olmadığı açıkça anlaşılır. Dergide yayınlanan Kürdistan haritasının sınırları Gaziantep’ten başlıyor. Kuzey Irak’tan Halepçe’ye kadar uzanıyor. Türkiye’nin zengin petrol yatakları Diyarbakır, Adıyaman, Nusaybin ve Batman arasında tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni içine alan bir yay çiziyor.”
Diğer taraftan uzaydan çekilen petrol yataklarının haritası üzerine Kürt sorununu bahane ederek ABD’nin bölgeye yerleşmesi de çok dikkat çekici bir olay. Körfez krizi ve şimdi de Irak savaşı derken bölgede “insanî yardım ve güvenlik kampları” adı altında büyük bir oyun oynanıyor.
Araştırma : Hakan Yılmaz ÇEBİ
http://www.netpano.com/makale/?makale=698
Aynı konuda Bkz. :
http://www.benimblog.com/yormeci/94345/PETROL+VE+MASONLUK.html
C esur H ırsızlar P artisi, Ergenekon’un neresinde?
http://www.tvnet.tv.tr/OzelRoportaj.aspx
Tuncay Güney’in Ergenekon hakkında detaylı bilgiler verdiği ropörtajı.
Ergenekon – PKK bağlantısı / DTP’nin Apo üzerinden “bak kuş geçiyor” yaygarası
http://www.taraf.com.tr/makale/2517.htm
Olgunlaşmış bir iddia olarak “PKK-Ergenekon bağı” ve gazetecilerin görevi…
Alper Görmüş’ün Medyakronik köşesinden alıntı
…
Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiası, bütün bu aşamalardan geçti, olgunlaştı. İddia, bugün artık şaşkınlıkla karışık da olsa herkes tarafından ciddiye alınıyor. Ergenekon davası konusunda Zaman gazetesine (2 kasım) bir demeç veren Londra’daki King’s College Üniversitesi Savunma Araştırmaları Bölüm Başkanı Bill Park, “Bu ilişkinin kendisini çok şaşırttığını, Türk halkının bu olayı anlaması için davanın kesintisiz bir biçimde devam etmesi” gerektiğini söylüyor.
Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiası, bütün bu aşamalardan geçti, olgunlaştı. İddia, bugün artık şaşkınlıkla karışık da olsa herkes tarafından ciddiye alınıyor. Ergenekon davası konusunda Zaman gazetesine (2 kasım) bir demeç veren Londra’daki King’s College Üniversitesi Savunma Araştırmaları Bölüm Başkanı Bill Park, “Bu ilişkinin kendisini çok şaşırttığını, Türk halkının bu olayı anlaması için davanın kesintisiz bir biçimde devam etmesi” gerektiğini söylüyor.
….
“Yıldıray Oğur, Öcalan’ı Woodoo bebeğine benzeterek çok şey anlatan mükemmel bir yazı yazdı çarşamba günü. Gerçekten de durum tam dediği gibi: Ona bir iğne batırıldığında, yalnız bir kişi değil, binlerce insan iğne yemiş gibi hissediyor kendisini.”
Yıldıray Oğur’a göre, benzerlerini daha önce de gördüğümüz ve hep aynı sonucu doğuran (Güneydoğu’da büyük toplumsal olaylar) bu “iğne batırmalar”ın müsebbibi, Öcalan’ı İmralı’da kontrolü altında tutan güçlerdi.
“Aaa… Ne tesadüf!”
Şimdi sıra yukarıda değindiğim manşet-habere geldi… Vakit gazetesi, Oğur’un yazısından üç gün sonra (25 ekim), Öcalan’a kötü muamele iddialarına ve dolayısıyla olayların ortaya çıktığı günlerde Türkiye’de başka neler olduğuna göz atan bir haber yayımladı. “Aaa… Ne tesadüf!” başlıklı manşet-haberin alt başlık ve spotlarında şöyle deniyordu:
“Ergenekon-PKK bağlantılarının deşilmeye başlandığı her yargılama sürecinde, DTP’lilerin Öcalan ile ilgili asılsız bir iddia ortaya atarak, kamuoyunun dikkatini başka yönlere sevk etmesi ve yargıyı etkileme çabası içine girmesi dikkatleri çekiyor… ÖCALAN ZEHİRLENDİ İDDİASI: Küre ve Atabeyler operasyonları ve ardından yargılamanın başladığı süreçte, yargının derinlere inmesi ve davanın PKK’ya uzanması üzerine ‘Öcalan zehirlendi’ iddiaları ortaya atılmıştı… ‘KAFASI KAZITILDI’ İDDİASI: Ergenekon’un ilk ayağı olan Girdap operasyonunda VKGB lideri Taner Ünal’ın gözaltına alınıp tutuklanmasının hemen ertesi gününde ‘Öcalan’ın kafası kazıtıldı’ iddiaları gündeme getirilmişti… ŞİMDİ DE İŞKENCE İDDİASI: Asrın davası olarak nitelenen ve iddianamesinde PKK-Ergenekon ilişkilerine sayfalarca yer verilen Ergenekon duruşması sürecinde ise bu defa da ‘Öcalan’a işkence yapıldığı’ iddiası ortaya atıldı.”
Yıldıray Oğur’un köşesi ile Vakit’in haberi arasındaki “yorum farkı”na takılmayın lütfen, işin o yanı, tartıştığımız mesele açısından tali bir mesele… Fakat yine de ben kendi düşüncemi söyleyeyim: Bana kalırsa, Yıldıray Oğur’un yorumu (“birilerinin Öcalan’a İmralı’da gerçekten de iğne batırdığı”) bir köşe yazısı çerçevesinde makuldür, fakat Vakit’in yorumu (“iğne falan batırılmıyor, bunlar yalan”) bir haber çerçevesinde makul değildir. İmralı’da Öcalan’ı kontrol eden güçlerin asla böyle şeyler yapmayacağı görüşü köşe yazılarında savunulabilir, fakat bir haberin böyle bir yükün altına girmesi hiç doğru olmaz. Kaldı ki, “The Köşe Yazarı” Ertuğrul Özkök bile “O gün İmralı’da ne oldu?” başlıklı yazısında (1 kasım) Vakit’ten çok daha temkinli bir dil kullanmayı tercih etmişti.
Asıl konuma dönersem: Vakit’in üç olayda geriye giderek yaptığı incelemeyi ben de kontrol ettim. Gerçekten de, “Öcalan’a kötü muamele” iddiaları, her seferinde derin devlet bağlantılı olduğu öne sürülen örgütlenmelerle ilgili çok önemli gelişmelerin yaşandığı günlere rastlıyor.
Siz ister Yıldıray Oğur’un ister Vakit’in yorumunu benimseyin, sonuç değişmiyor. O sonuç şudur: Bütün bu “tesadüf”ler, Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiasına çok kuvvetli karineler teşkil eden “tesadüf”lerdir.
Fakat şu da var: İyi gazeteciliğin bir unsuru da, varsayımlarını kuvvetlendiren gelişmeleri varsayımlarının kanıtı gibi görmemektir. Bu türden aşırı heyecanlar, gazeteciyi kendi varsayımlarının esiri yapabilir ve aslında başka bir yerde kendi mecrasında akmakta olan gerçeği ıskalama sonucunu doğurabilir.
Örneğimize dönersek: Belki de bu “tesadüf”ler gerçekten de “tesadüf”ten ibarettir. Gerçekte Vakit’in haberinde ima edilen bağlantı yoktur ve “iğne”ler sırf Kürtlerden bir tepki alabilmek için batırılmaktadır.
Sonuç olarak: İyi gazetecilik, Ergenekon-PKK bağlantısını ciddiye almalı ve konu üzerinde yoğunlaşmalıdır, fakat bu arada kendini “aşırı heyecan”lardan uzak tutabilmeyi de bilmelidir.
Yeni başlayanlar için Ergenekon
Ergenekon askeri planında “Merkez Yönetim” yedi daireden oluşuyor. Bunlardan “Kontrol Dairesi”, örgütün emir merkezi konumunda. “Analiz-Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi”nde “Merkez Yönetim” şöyle anlatılıyor: “Ergenekon, örgütün Başkanına doğrudan bağlı olan 4 daire Komutanlığı ile iki sivil Başkanlıktan oluşmalıdır. Toplam 6 ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı ile bir de bölüm uzmanından oluşan iki yardımcısı olmalıdır. Ünitelerin komutan ve başkanlarının yanında görev alacak bölüm uzmanı, illegal faaliyetlerin yurtiçi ve yurtdışı hukuk platformunda legal gibi gösterilebilmesi düzenlemelerinden sorumlu olacaklardır. Şöyle ki:
1 • Ergenekon Başkanlığı
2 • İstihbarat Dairesi Komutanlığı
3 • İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı
4 • Operasyon Dairesi Komutanlığı
5 • Finansman Daire Başkanlığı (Sivil)
6 • Örgüt içi Araştırma Dairesi Komutanlığı
7 • Teori Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı (Sivil)”
SİVİL AJANLARA YÖNELİNDİ •
EĞİTİM ŞART • “Ergenekon örgütü bünyesinde yer alacak personel mutlaka ve sürekli olarak eğitim programlarında tutulmalıdır. Kullanılacak her ajan eğitimden geçirilmelidir. Ve eğitime olabildiğince özen gösterilmelidir. Eğitim veren eğitmenlerin raporları titizlikle incelenmelidir. Eğitim sonrasında eğitim alanlar sınanmalıdırlar. Böylece, gelişim ve etkinlik düzeyi arttırılırken, personel kontrol altında tutularak güvenlik sağlanacağı gibi, personel sıkça motive edilmiş olacaktır.”
JİTEM ERGENEKON’UN İÇİNDE • Ergenekon’un “yeniden yapılandırma” planında “İstihbarat örgütleri ve politikaları” başlığıyla yer alan bölümde, örgütün personel politikaları anlatılıyor. JİTEM ve MİT’ten de söz edilen bölümde dikkat çekici noktalar şöyle:
BUNLARI ARAMIZA ALMAYALIM • “Türlü özverilerle yurtdışında eğitim görmeleri sağlanan yetişkin insan kaynakları ne acıdır ki; ülke çıkarları için “negatif” veriler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle devletin en önemli yapı taşları çökmüş ve işlemez hale getirilebilmiştir. Bu nedenle Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır.”
HEDEF ÜNİVERSİTELİLER • “Ordu birlikleri içinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençler yararlanabilecek pozitif bir kaynaktır.”
MİT VE JİTEM’DEN DERS ALALIM • “Ergenekon gibi çok, özel bir yapılanmanın içinde yer alması uygun görülecek sivil personelin seçimi olabildiğince dikkat titizlik ve özen istemektedir. Aksi halde Türkiye Cumhuriyeti Resmi istihbaratı MİT’in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonları Ergenekon bünyesine taşınmış olur.
Ergenekon, benzer bir örneği kendi içinde JİTEM gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyim elde etmiştir. Bu deney kazanımı bugün düzenlenecek olan yeni yapılanma için çok önemli ve pozitif bir kazanımdır. Gerek ülke içinde gerek ülke dışında istihbarat birimlerinin mevcut olumsuz imajını da kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.”
JİTEM DENEYİMİ • “Bu noktada bir saptama yapılmasını yararlı görmekteyiz şöyle ki: Ergenekon içinde sivil personelden yararlanılması düşüncesinin doğuracağı ‘önyargılı endişeler karşısında sağlıklı bir analiz yapılacak olduğunda: JITEM deneyimi ve bugün Ergenekon içinde mevcut sorunlar dikkate alındığında, endişeler önyargılar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü; insan yapısındaki yapı taşları özellikleri dikkate alındığında asker-sivil ayrımı yapılamayacağı ortaya çıkar.”
HER ŞEYİ GÖRECEK VE DUYACAK • “Ergenekon’un gözleri her şeyi görmeli, kulakları her şeyi duymalıdır. İstihbarat toplamak için pek çok yol vardır. Örgüt elemanlarından sağlanan bilgiler, yabancı örgütlerden elde edilen bilgiler, yabancı örgütlere sızdırılan ajanlar aracılığı ile elde edilen istihbaratlar. Yabancı örgütler ve içlerine sızdırılan ajanlar aracılığı ile elde edilen istihbarat çok önemlidir. Ancak, bunlar kontrol dışına kalan kanallardır. Bu nedenle sürekli kontrol edilmeli, denetlenmeli ve sıkça motive edilmelidirler.”
AJANLARI DOKTORLARDAN SEÇİN, FAHİŞELERE DE BAŞVURUN •
Ergenekon’un temel belgesinde istihbarat için öngörülen ajanların, doktor, avukat ve psikolog gibi mesleklerden seçilmesi isteniyor:
İDELOJİK YAKINLIK • “Bir istihbarat örgütünün organizasyon ve elemanlarının yapıları çok büyük önem ifade eder. Ergenekon merkez yönetiminde yer alacak eleman sayısı olabildiğince az olmalıdır. İllegal çevrelerden seçilecek elemanlar, etnik ve siyasal ideoloji açısından örgüt ideolojisi ve amaçlarına en yakın uygunluk gösterenler tercih edilmelidir.”
LEGAL İŞTE ÇALIŞSIN • “Genç, yetenekli eğitimli ve donanımlı personel arasından seçilecek 3 kişi Ergenekon içinde (üniteler arası) ve örgüt dışında örgütü temsilen hareket edebilmeli ve teması sağlamalıdır. Bu kişiler örgüt içinde görev almamalı, örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmelidir. Böylece güvenlik sağlanmış olacaktır. Zaman içinde bu personel arasından Ergenekon bünyesinde gerekli olacak çok başarılı yöneticiler yetişecektir.”
AVUKATLARI SEÇİN • “Gençlerden seçilmiş yeteneklerin eğitilerek kazanımı dışında, profesyonellerden yararlanılması pozitif bir yoldur. Doktorlar, avukatlar, psikologlar, vb gibi.. Çünkü, bu gruba girenlerin, toplumun her kesiminden insanla temasta oldukları görülecektir. Bu noktada önemli bir saptama yapmakta büyük yarar vardır. Başarılı istihbarat örgütleri elemanlarının anestezi altında bilgilerini açığa vurabilecekleri olasılığından ötürü, doktor ve psikologlar tarafından tedavi edilmelerine izin vermezler. Gerekli hallerde kendi bünyeleri içindeki doktor ve psikologlardan yararlanırlar.”
FAHİŞELERE BAŞVURUN • “İstihbarat sanatında en çok yarar sağlanan fahişeler olmuştur. Çünkü insanlar çoğu kez ruhsal problemlerin etkisiyle ve bilinçsiz bir karşı konulmazlıkla, sırlarını fahişelerle paylaşırlar. Bu bilimsel bir tespittir ve 2000 yıldır yararlanılan bir metottur.”
SİYASİLERE SUİKAST DÜZENLENECEK • Ergenekon terör örgütünün kanlı yüzünü “Politikalar” başlıklı bölüm gözler önüne seriyor. Plana göre hedefe varılması için suikastlerin düzenlenmesi isteniyor. “21. yüzyılda, kaçınılmaz bir biçimde dünya politikalarını ve siyasetçilerini istihbarat örgütleri biçimlendirecektir. Bu öylesine bir etkinlik olacaktır ki; 100 hatta 200 yıl sürecektir. Neden 100 ya da 200 yıl? 20. yüzyıl dünyasında kültürel etkinliklerle toplumlar çökertilmiş ve yapı taşları değiştirilmiştir. Ve bu politikanın adına “globalleşme süreci” denilmiştir. Ancak, Çin ve Japonya’da başarısız kalınmıştır. Çin ve Japon toplumlarının da kültür emperyalizmi ile çökertilmesi, yapı ve inançlarının değiştirilmesi gereklidir. Bu nedenle emperyalist tuzağı globalleşme sürecinin amacına erişerek “Dünya Hükümeti” kurabilmelerinin önünde 100 ila 200 yıllık bir zaman engeli oluşmuştur.
İKİ YOL VAR AMA… • “Dünyada var olabilmiş tüm sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır: 1 • Suikast 2 • Dezenformasyondur
TEK YOL SUİKAST YAPMAK • Kaçınılmaz olarak 21. Yüzyıla adım atmakta olan Türk insanı, kültürel anlamda dünya görüşü gelişmediği, okumadığı, matbaa makinesi ile icat edilmesinin üzerinden 900 yıl geçtikten sonra tanışabildiği için; kolayca yanıltılabilmekte ve her an kandırılmaya açık beklemektedir. Bu nedenle dezenformasyon ya da bir başka anlatımla ‘kara propaganda’ sonuçları bakımından negatiftir. Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için; geriye kalan tek yol suikasttır.”
İLLEGAL ÖRGÜTLERLE İŞBİRLİĞİ • “Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için, siyasi portreler çok ciddi biçimde analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmeleri sağlanmalıdır. İçte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmek kaçınılmaz ve zorunluluktur.”
Ergenekon’un temel belgesi 2
Naylon terör örgütü kurulacak
Belge terör örgütlerinin mutlaka kontrol altında tutulmasını ve gereğinde “naylon terör grupları” oluşturularak terör dünyasına yön verilmesini öngörüyor. “Ulusal ve uluslararası illegal örgütlerle işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur” saptaması yapıyor.
NAYLON TERÖR ÖRGÜTLERİ • 21. yüzyılda en önemli sorunlardan birisi de “terör” olacaktır. Terör uluslararası jeo/ekonomik politikanın karıştırılmasında ve temel rol oynayacaktır. Türkiye için terör yalnızca toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılabilmesi ve bölgesel istikrarsızlaştırma amaçlı değildir. Türkiye’nin ticaret ortaklarına yönelik terör; destabilizasyon yaratacak, böylece Türkiye’nin dış ticaretine büyük darbe vurularak, ticari platformda ticaret hacminin önünün kesilmesi sağlanmaya çalışılacaktır. Bu nedenle terör grupları kontrol altında tutulmalı, gereğinde ‘Naylon terör grupları” oluşturularak, terör dünyasına yön verilmeli ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınmalıdır.”
Ergenekon’un temel belgesi 3
Uyuşturucu ve kimyasal silah işine girilecek
Almanya’nın uyuşturucu üretiminin olmazsa olmaz maddesi olan asit anhidrit tekeli kurduğu iddiasını gıptayla aktaran örgüt belgesi uyuşturucudan para kazanma yolunu tavsiye ediyor
UYUŞTURUCU TİCARETİ DENETİM ALTINA ALINMALI • “Türkiye silah üreten bir ülke durumunda olmadığından, jeo/stratejik açıdan kaçınılmaz olarak ve iradesi dışında zorunlu olarak uyuşturucu satışında köprü durumundadır. Uyuşturucu ticaretini denetim altına olmalıdır.
KİMYASAL SİLAH ÜRETELİM • Türkiye’nin bir başka şansı da kimyasal silah üretimi olabilir. Çünkü, bu alanda başarılı sonuçlar elde edebilecek insan kaynaklarına sahiptir. İllegal işlerin en önemli sorunu, faaliyetlerinin gizliliğidir. Bu alandaki faaliyetleri bilenlerin sayısı mümkün olabildiğince az olmalıdır.”
Ergenekon’un temel belgesi 4
Kara para aklanacak
Örgüt belgesinde en yüksek kâr elde etme ve para aklama yolu olması nedeniyle kimya ve ilaç sanayiine, hava kargo taşımacılığına girilmesi hedefleniyor. İllegal yollardan elde edilecek paranın özkaynak olarak örgütün legal şirketlerinde aklanması öneriliyor.
ERGENEKON‘UN KARA PARA TİCARETİ • Ergenekon’un temel belgesinde, yasa dışı yollarla elde edilen paranın nasıl aklanması gerektiği anlatılıyor.
BANKA VE HOLDİNG • “Ergenekon, doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi/politik denge sağlayabilmelidir. Gerçek anlamda bir bağımsızlığa ulaşılması ve devamının sağlanabilmesi için, bu hedeflerin yaşama geçirilmesi şarttır. Özetle; Ergenekon’un üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır. Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak. İşte bu kaçınılmaz zorunluluk noktaları olan: Medya, Uluslararası Ticaret, Bankacılık alanlarında deneyimli, Kemalist ideolojiye uygun sivil personele ihtiyaç vardır. Yine aynı şekilde legal ve illegal oluşumlardan yararlanma zorunluluğu vardır.”
KARGODA AKLAYALIM • “Çok yüksek kar sağlayan legal ticari faaliyet alanları arasında ilaç ve kimya sanayi en baş sıralarda yer alan sektörlerdir. Yine aynı şekilde hava kargo taşımacılığı çok önemli bir yer işgal eder. Bu alandaki ticari faaliyetler, para aklanması için çok uygun alanlardır. Özellikle uyuşturucu üretiminde olmazsa olmaz asitanhidrit üretiminde dünyanın tek üreticisi oluşu, sentetik uyuşturucuların yapımında kullanılan kimyasal maddelerin üretim ve satışından (legal ve illegal) elde edilen karlar, günümüz Federal Almanya Cumhuriyeti ile tüm dünyada serbest dolaşımda olan Alman Mark’ını yaratmıştır.”
Ergenekon’un temel belgesi 5
Yandaş medya oluşturulacak
Ergenekon’un medya kuruluşlarını mutlak bir biçimde kontrol etmesi gereğinin altını çizen belge, örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturarak ulusal ve uluslararası medya üzerindeki denetimi pekiştirmesininin zorunlu olduğunu belirtiyor.
ÇATLAK SESLER SUSTURULACAK • Medya, en iyi ve en yararlı reklamcıdır. 20. yüzyılda istihbarat örgütleri medyadan çok yararlandılar. 20. Yüzyılın son yıllarında ise; kendi medya kuruluşlarını devreye sokarak bunları uluslararası platformda giderek güçlendirdiler. Böylece ulusal yayın organlarından elde edilen yararlar, uluslararası platformda dünya kamuoyunun kendi çıkarları ve amaçları doğrultusunda yönlendirilmesini sağladılar. 21. yüzyılda ise; uluslararası medya kuruluşları ile ülkelerin yerel medya kuruluşları arasında ortaklıklar oluşturma yoluna gidilecek, tüm istenmeyen çatlak sesler örtülü bir biçimde bastırılarak susturulmuş olacaktır.
GEREKİRSE HÜKÜMET DEVRİLECEK • Ergenekon’un temel belgesinde “güçlü bir istihbarat örgütü” için neler yapılması gerektiği sıralanıyor. Belgede istihbaratın gerekirse hükümetleri devirecek senaryoları üretebileceği vurgulanıyor.
“21. yüzyılda güçlü bir istihbarat örgütünün anahtarı, uluslararası finansal organizasyonları engellemek olacaktır. Dünya para hareketinin dikkatle izlenişi, gerek uluslararası platformda gerekse ülke içinde siyasi ve toplumsal oluşumları çok önceden görerek, karşı önlemler alınmasını sağlayabilmenin en etkin çözüm yoludur. 21. yüzyılda en etkin istihbarat enstrümanı uluslararası ekonominin kullanımı olacaktır. İstihbarat örgütleri para/politikalarının türlü senaryoları ile ülkelerdeki hükümetleri çok büyük bir rahatlıkla devirebilecek ya da çıkar ve amaçları doğrultusunda yönetimler uygulamaya mecbur bırakacaklardır. Ergenekon, kaçınılmaz bir biçimde, çağın ve koşulların gereği olarak ekonomi alanında çok etkin faaliyetler uygulamaya koymak ve para akışını kontrol altına alma zorunluluğu ile karşı karşıyadır.”
Ergenekon’un temel belgesi 6
Yarar sağlamayan ajanlar öldürülecek
Belgenin en ürkütücü bölümü, varlığından sadece başkanın haberdar olacağı “Kontrol Dairesi” ile ilgili. Bu dairenin personeli tercihen “merhametsiz” özel kuvvetler görevlilerinden oluşacak. Dairenin ilk görevi operasyon sırasında temizleme ve ortadan kaldırma işlemlerinden doğacak sorunları çözmek. İkinci görevi ise davaya ihanet eden ve yarar sağlamayan ajanları öldürmek
YÖNETİCİ VE AJANLAR MESAFELİ OLACAK • “Bu ünitelerin komutan ve başkanları, birbirlerini tanımalarında hiç bir sakınca olmamakla birlikte, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri esası, Ergenekon’a istihbarat örgütleri içinde ayrıcalıklı bir özellik ve güvenlik kazandıracaktır. Bu 6 ünitede görev alacak ajanlar, kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer üniteler ve personel ile hiç bir şekilde irtibat kuramamalıdır. Örgütün üst düzey yöneticileri ile personel ve ajanlar arasında mutlak mesafe olmalıdır. Aksi halde başarısız bir operasyon sonucunda üst düzey yöneticilerinin korunması sağlanamayacağı gibi, örgütün kendisi riske atılmış olur ve örgütün imajı korunamaz. Üniteler arasında enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm, ‘Operasyon Dairesi Komutanlığı’dır. Çünkü elde edilecek enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir.”
YAKALANAN AJANLAR ÖLDÜRÜLECEK • “Bu dairenin varlığından Ergenekon Örgütü Başkanı/Komutanından başkaca hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Operasyonlarda yer alması zorunlu olan dairede yer alan ajanların ilk görevi; operasyon alanı içinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir.
ÖRGÜTÜN TEMİZLİKÇİLERİ • İkinci bir görevleri, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmektir. Bir ajanın sonu başlangıcında olduğunun ilk işareti, örgüte ve ajanlarına karşı sorumluluk alanında yarar sağlamaya başladığı süreçtir.”
AJANLAR TSK BÜNYESİNDEN SEÇİLECEK • “Kontrol Dairesinde görevlendirilecek ajanlar, mutlaka Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Bu ajanlar merhametsiz olmalı ve bağımsız görev yapabilmelidir. Emirleri doğrudan Ergenekon Komutanı’ndan almalıdırlar, üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler.”
Ergenekon’un temel belgesi 7
Yabancı bankalardaki hesaplar boşaltılacak
Belge örgütün üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara doğrudan ve mutlak sahip olması gerektiğini söylüyor. Başka şirketlere sızıp hacker’lar eliyle bunların banka hesaplarının içeride ve dışarıda boşaltılmasını, naylon şirket kurup işleri bittiğinde personelin ortadan kaldırılmasını öneriyor
BANKALARA SIZMAK LAZIM • Ergenekon’un “yeniden yapılandırma” planında örgüte finansal kaynak sağlanması için yapılması gerekenler sıralanıyor. Planda, banka hesaplarıyla oynama, naylon şirketler kurma ve Hazine arazilerinden yararlanmaya kadar çok sayıda madde sıralanıyor:
BANKA HESAPLARIYLA OYNANACAK • “Daha önce söz ettiğimiz nedenlerden ötürü hükümetler istihbarat örgütlerine finansal kaynak sağlamaktan hiç hoşlanmazlar. Bu nedenle istihbarat örgütleri finansal kaynaklar, yaratmak zorundadırlar.
Güçlü bir istihbarat örgütlenmesi, enformasyon toplanması, değerlendirilmesi, operasyonlar düzenlenebilmesi için istihbarat örgütlerinin çok güçlü finansal desteğe ihtiyacı olduğu gibi ekonomi/politiği kontrol edebilmesi için de finans dünyasını kontrol altında tutabilmesi zorunludur.
Finansal kaynaklar yaratılabilmesi için, orta ve büyük ölçekli A.Ş. yapılanmasındaki şirketlerden yararlanılması, onların içine sızılması, elde edilecek banka işlemleri hesap ve şifre kodları ile yine uluslar arası bankalar ile yurtdışındaki çeşitli ülke bankalarına sızdırılmış ajanlar aracılığı ile hesaplardan para aktarımları yapılmalıdır. Bu operasyonlar 2/3 gün içinde tamamlanmalıdır. Böylece hesaplarla kimin oynadığı anlaşılamaz. Bu işlemleri başarıyla ve çok basitçe çözümlemek mümkündür ve bu işlemler için “Hackers” tanımlamasıyla anılan pek çok bilgisayar hırsızı vardır. Bunlardan yararlanılmalıdır.”
NAYLON ŞİRKETLER KURULACAK • “Liberal ekonomilerde doğal ticari işleyiş içinde her yeni günde pek çok şirket kurulmaktadır. Bunlar, çeşitli nedenlerle ya da illegal amaçlı kurulduklarından her yeni günde de kapanmakta, iflas başvurularında bulunmaktadırlar. Ticaret kuralları içinde doğal akışın böyle olduğu bir dünyada ‘Naylon Şirketler’ kurulmalı, ithalat-ihracat, Temsilcilik, Dağıtım ve Pazarlama alanlarında faaliyet gösterilmeli, işlemler tamamlandıktan sonra, naylon şirketlerin kurulması için kullanılan elemanlar ortadan kaldırılmalıdır. Elde edilen ekonomik girdiler, öz kaynak olarak örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanmalıdır.
Ergenekon’un kuracağı legal ticari şirketler, deşifre olmadıkları sürece yaşatılmalı; geliştirilerek, güçlenmesi sağlanmalıdır. Böylece ekonomi kontrol altında tutulacak, para, akışları yönlendirilebilecek, kapital dünyasının içinde yer alındığından ekonomik istikrarın dış istihbarat örgütleri, uluslar arası finans kuruluşları, siyasiler ve her şeyi mubah sayan ticaret adamlarının spekülatif amaçlı soygun ve vurgunları önlenebilecektir.”
YURT DIŞINDAN KAYNAK AKTARILACAK • “Türkiye’den pek çok kişi yurtdışına kaynak aktarmaktadır. Ve bunun önüne geçebilmek mümkün değildir. Ancak, çeşitli ülkelerde bankalara sızdırılacak bilgisayar hırsızları, tespit edilen bu kaynaklar ile Türkiye’den kaynak aktarımı yapan kuruluşların likit aktarımlarını mevcut güçlü bir şirket üzerinden yeniden Türkiye’ye aktarabilir. Çeşitli ülkelerdeki bankalara sızdırılacak bilgisayar hırsızlarından yararlanılarak, likit kaynak aktarımı yoluna gidilmelidir. Bu türden kaynak aktarımları operasyonları 48 saatte tamamlanmalıdır. Operasyon sonrasında bankaların durumu tespit edebilmeleri için 5/6 gün gibi bir süre geçmektedir ki; bu süre operasyon sonrası için güvence sağlanabilmesi için de yeterli bir zamandır.”
Ergenekon’un temel belgesi 8
Askeri ataşelerden yararlanılacak
Örgüt yurtdışı faaliyetlerde elçiliklerde görevli askerî personele özel bir misyon yüklüyor: “Çeşitli ülkelerde ticari şirket kurup finansal güç kazanımı yoluna gidilmeli, askeri ataşelerden mutlaka gerektiği biçimde yararlanılmalıdır”
ASKERİ ATAŞELERDEN YARARLANMA • Ergenekon’un yeniden yapılanması hedefinde Askeri Ateşeler’den gereği biçiminde yararlanılacaktır.
YURT DIŞI TİCARİ FAALİYETLER • “Çeşitli ülkelerde kurulacak ticari şirketler, kullanılarak finansal güç kazanımı yoluna gidilmelidir. Çeşitli, ülkelerde görev yapmakta olan Askeri Ateşeler’den bu alanlarda da mutlaka gereği biçimde yararlanılmalıdır.”
HAZİNE ARAZİLERİ KULLANILACAK • “Hazine arazileri kentleşme yörelerinde “gecekondu MAFIA’sı”na yıllardır kaynak sağlamaktadır. Oysa ki, bu kaynaktan siyasi otoritelerin “oy” çıkarına dayalı, MAFIA’nın rant sağlaması önlenebilmeliydi. Ancak, olmadı! Ergenekon, hazine arazilerinden bu anlamda değil ama, spekülatif kazanç anlamında yararlanarak kaynak yaratmalıdır. Sanayi bölgeleri, toplu konut yapımları için hazine arazilerinden yararlanılarak, imar alanları yaratılmaktadır ve bu alanlardan spekülatif kaynaklar yaratılarak, art niyetli kişiler yararlandırılmaktadır. Ergenekon hazine arazileri üzerinde yeni organize sanayi alanları ile yeni toplu konut alanlarının oluşturulmasından spekülatif kaynaklar yaratmalıdır. Bu yollardan sağlanacak olan kaynaklar, konut ihtiyacı alanında kurulacak inşaat şirketi ile değerlendirilerek, sürekliliği olan kaynaklar yaratılabilecektir.”
Ergenekon’un temel belgesi 9
Bütün STK’lar kontrol edilecek
Belgede yeni sivil toplum kuruluşları oluşturma hedefiyle de yetinilmiyor: “Ergenekon Türkiye’deki tüm STK’ları kontrol altına almalıdır”
STK’LARI KULLANALIM • “Ergenekon’un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Çünkü sivil toplum kuruluşları içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir insanlık görevi yerine getiren örgütler olarak değerlendirilirler. Bu örgütlerin girebildiği ve etki altına alabildiği öyle noktalar vardır ki; bunu diplomasi sağlayamaz. Sivil toplum örgütlerinin imajı, saygın, kutsal ve masumdur. Bu özelliklerinden ötürü dünyanın her ülkesinde geniş halk kitleleri sivil toplum örgütlerinin arkasındadır. Sivil toplum örgütleri aracılığı ile dünya kamuoyu kolayca etki altına alınarak yönlendirilebilir.
Ergenekon, Türkiye’de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü, bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir.”
SİVİLLERLE BULUŞMA PLANI • Ergenekon belgesinin “Kapsam” başlıklı bölümünde, Ergenekon içinde yer alan TSK mensupları ile sivillerin organizasyonunun geç kalınmış bir girişim olduğu belirtiliyor:
İŞBİRLİĞİ ZORUNLU • “Yukarıda özetle ifade edilmeye çalışıldığı gibi, bu analiz, yönetim, geliştirme ve yeni yapılanma raporu, haddimizi aşarak Ergenekon’un büyüteç altına alınmasından daha ziyade, pek çok sistemin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve bağımsızlığı üzerinde oynanan sinsi/çok emelli oyunların analizinden yola çıkılarak, 21. yüzyılda yepyeni bir yapılanma ile değerli TSK mensuplarının yanı sıra, sivillerden de sonuna değin yararlanılması gereği ve zorunluluğuna yer verilmiştir.”
HER MESLEKTEN SİVİL • “Ergenekon içinde yer alan değerli TSK mensupları ile Kemalizm’e ve ülkesine bağlı, insanlık onurunu ve kimliğini yitirmemiş, her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanma gerçekte geç kalınmış bir girişim olarak görülmelidir. Her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile Ergenekon, iç ve dış faaliyetlerinde çok daha etkin bir güce erişecek; her alanda hareketlilik, duyarlılık ve yaptırım gücü yüksek olanaklar kazanmış olacaktır.”
İŞTE 21. YÜZYILIN ERGENEKON’U • Plana göre 1914’lerde olduğu gibi bugün de İstanbul, dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu, dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kentine dönüşmüş durumda. Çünkü savaş sürüyor. Savaşın tek amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni bölerek yıkmak.
Ergenekon’un “yeniden yapılandırma” belgesinde çalışmanın amacı; “Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ‘Ergenekon’un re-organizasyona katkıda bulanabilmek” olarak anlatılıyor. Dış ülke istihbarat örgütlerinin devletin her kademesine sızdığı belirtilen belgede, “Ergenekon’un her zaman olduğundan çok daha fazla önem ifade eder duruma geldiği” dile getiriliyor. Belgede Ergenekon’un amaçları şöyle anlatılıyor:
ERGENEKON TSK BÜNYESİNDE • “Bu çalışmanın amacı, Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş, Kemalizm’in tek, gerçek ve içtenlikli koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ‘Ergenekon’un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektedir.”
SAVAŞLAR BATI’NIN HEDİYESİ • “1. Dünya Savaşı’nın ardından, sözde savaşa son veren gerçekte ise; barışa son veren barış antlaşmaları imzalanmıştır. Bu barış anlaşmaları ise; Mısır’dan, Afganistan’a, İran’dan, Umman Denizi’ne değin birbirine rakip dinlerin, ideolojilerin, milliyetçilik akımlarının ve hanedanların savaştığı bir savaş alanı yaratmıştır. Rus-Afgan, Iran-Irak ve Lübnan savaşları, Kürt hareketleri ve sonu gelmeyen Arap-İsrail sürtüşmeleri; Batı’nın bölgeye hediyesidir.”
YIKICI FAALİYETLER TIRMANIŞTA • “Kurulduğu günden başlamak üzere sürüp giden, emperyalist sisteme dayalı bölücü/yıkıcı/çok uluslu/çok emelli sinsi faaliyetler; Arnavutluk’un çözülmesi, İran’da Şah rejiminin yıkılması ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte sabırsızlıkla iştahların artmasına yol açmıştır. Çünkü, bu rejimIerin kuruluş dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemleri hemen hemen aynı dönemlere rastlar. İşte bu nedenlerden ötürüdür ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. yılını idrak ettiği 20. Yüzyılın son yılında, bölücü/yıkıcı faaliyetler çok tehlikeli bir tırmanışa geçmiştir.”
YERLİ İŞBİRLİKÇİLER DEVREDE • “1914 yıllarında İstanbul, dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu, dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kentine dönüşmüştü. Bugün de böyledir. Çünkü savaş sürdürülmektedir. Ve bu savaşın tek amacı vardır. Bölerek/parçalayarak Türkiye Cumhuriyeti’ni Yıkmak!”
BÖLÜCÜLER HER YERDE • “Kaynağını dış ülke istihbarat örgütlerinin sinsi ve çok yönlü emellere dayalı; finans/organize/yönlendirme çabalarından alan ve ülke içinde konuşlandırılan bu güç odaklarının yerli işbirlikçi uzantıları, devletin her kademesine sızarak, TBMM’ne girebilmiş ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşamışlardır. Bunun içindir ki; Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon, Türkiye Cumhuriyeti için, her zaman olduğundan çok daha fazla yaşamsal önem ifade eder duruma gelmiştir.”
YENİDEN YAPILANDIRILMA ÇABASI • “Bu çalışmada Atatürk ilkeleri ve hedefleri doğrultusunda TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren Ergenekon ‘un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem, tespit, karşılaştırma ve önerilere yer verilmekle yetinilmeyip, yepyeni bir yapılanma örneği önerilmektedir. Böylelikle, Ergenekon’un 21. yüzyıl koşullarına uygun re-organizasyonu doğrultusunda analiz yapılarak, bir araştırma, geliştirme ve yeni yapılanma raporu hazırlanmıştır. Ergenekon’un gerçek ve çağdaş anlamda re-organizasyonun sağlanabilmesi için talep edilmesi halinde daha birçok ayrıntılı etüt hazırlanması mümkündür.”
KRAL TUTMOİS DE CENGİZ HAN DA VAR • Ergenekon’un “yeniden yapılanma” planında istihbaratın tarihi anlatılırken, son derece ilginç isimlerden alıntılara başvuruluyor. İşte o bölümler:
İSTİHBARAT VE ÖRGÜTLENME • “İstihbarat -haber alma- oyunu, insanlık tarihinin en eski ikinci mesleğidir. Bu oyunun kendine özgü kuralları ise; doğası gereği, çok büyük bir hızla kendisini yenileme özelliğine sahip olmasıdır.”
MISIR’DAN ÖRNEK • “Günümüzden tam 5.000 yıl önce; Mısır’da Kral III Tutmois, kuşatma altında tuttuğu Yafa kenti hakkında ‘istihbarat’ toplayabilme amacıyla un çuvallarının içine gizlediği adamlarını kente yollamış olması tarih sayfalarındaki ilk örnektir. Kral III. Tutmosis, farkında olmaksızın ilk yasal istihbarat teşkilatını kurmuştu. İnsanlık onun bu alandaki başarılarını Mısır hiyeroglif tabletlerinden öğrendi. Ve istihbarat, toplayan elemanlar literatürlerde ‘casus’ ve ‘ajan’ tanımlamasıyla anılır oldular.”
HZ. MUSA’DAN ALINTI • “Hz. Musa, ‘Gidin ve ülkede gerekli araştırmayı yapın’ der. İnsanlık tarihi açık ve net bir biçimde ortaya koymaktadır ki; ulusların “gelişim” sağlayıp “güç” elde edebilmesi istihbaratla, yani “bilgi” ile sağlanabilmiştir.
Tarihin ilk atlı göçer toplulukları arasında önemli bir yer edinmiş olan Tatarlar, uzun yıllar bozkırların tek hakimi olmayı başarmışlardı. Kuzey Avrupa’da kiliseleri dolduran Hıristiyanlar, “Tatarlar’ın gazabından kurtar bizi Tanrım” diye, dua eder olmuşlardı. Yerleşik düzene geçememiş bu atlı göçer topluluk, kendilerini asla yerleşik toplumlardan aşağı görmemişti. Ne var ki; okur/yazar değillerdi (!)”
CENGİZ HAN’IN GÜCÜ • “Cengiz Han’ın büyük bir general olarak ün kazanmasının temelinde hiç kuşkusuz ki; düşmanlarına oranla daha fazla risk almış olması, gücünü 10’arlı grup sistemine bağlaması ve tüccarlardan oluşan bir istihbarat örgütü kurmuş olması yatar. İstihbarat sanatına bunca önem veren Cengiz Han, aleyhte casusluk aaliyetleri için de kaçınılmaz olarak ölüm cezası getirmiştir.”
ERGENEKON’UN İSTİHBARATI • “21. Yüzyılda Ergenekon’un resmi istihbarat kuruluşlarının yanı sıra, legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağının bilinmesinin yeterli olamayacağı açıktır. 20. yüzyıl istihbarat faaliyetleri “klasikleşmekle” kalmayıp “köhneleşmiş” olacaktır. Ve bugün; bu köhneleşme sürecinin sonuna varıldığından, önümüzde çok az bir zaman kalmıştır. Ergenekon, faaliyetlerini yeni ve gelişmiş yöntemlerle sürdürmek zorunda olduğu gibi, kaçınılmaz olarak faaliyet alanlarını da geliştirmek zorunluluğu ile karşı karşıyadır.”
GİZLİLİK ÖN KOŞULDUR • “Sağlıklı ve güçlü bir istihbarat örgütü, ülkesinin bağımsızlığına yönelik iç ve dış tehditleri önceden tahmin edebilir ve önleyebilir. Ülkenin ekonomik ve sosyal kararlılığının istikrarını sağlar. Bunları başarabilmesi için ise; gizlilik ön koşuldur. Enformasyon gizliliğinin çok kritik olduğunun bilincine varılabilmesi çok büyük önem taşır.”
İLETİŞİM GÜVENLİ DEĞİL • “İletişim ağları ulusal olmaktan çıkıp çok uluslu ticari kuruluşların kontrolüne geçtiğinden ötürü, istihbarat örgütleri için güvenli olmaktan çıkmıştır. Uydular aracılığı ile yerkürenin herhangi bir yerinde, sokaktaki bir insanın yüzünün belirlenebildiği, izlenebildiği bir dünyada gizlilik prensipleri çok daha büyük önem kazanmıştır.”
MOSSAD’IN BAŞARISI SIRRI • “Uluslararası ticaret, bankacılık, Web TV (Internet) ve uydu sistemleri dünyayı giderek daha çok küçültmeyi sürdürürken, “güvenlik” sorunu büyümüştür. 20. yüzyılın en başarılı istihbarat örgütleri arasında yer alan MOSSAD, başarısının sırını elde ettiği enformasyonu paylaşmamasına borçlu olduğunu çok geç fark edebilmiştir. MOSSAD, diğer istihbarat örgütleri ile dayanışmaya yönelip’ enformasyon’ paylaşımına yönelince, ajanları yakalanmaya başlamış ve başarısız operasyonlara imza atmak zorunda kalmıştır. Buna benzer örnekler incelendiğinde, enformasyon paylaşımının çok zorunlu hallerde dahi olabildiğince azıyla geçiştirilmesinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.”
ENFORMASYON SATIN ALINMALI • “İstihbarat örgütleri serbest ve açık bir işbirliği politikasına sahip olsalar bile, temel amaçları gereği düzenli bir biçimde aleyhte faaliyet gösterecekleri unutulmamalıdır. Bu noktada: “satılık enformasyon”ların, ne denli tehlikeli sonuçlar yarattığının tarih sayfalarında pek çok örnek ortaya koyduğuna dikkat çekmek isteriz. Çok gerekli ve zorunlu hallerde enformasyon satın almanın yararlı ve kaçınılmaz olacağı da bilinmektedir. Ancak, enformasyon satıcısı ile ideolojik prensiplerde uyum aranması zorunluluğu vardır. “
HEDEFTE ENTELEKTÜELLER DE VAR • Ergenekon belgesinde, “21. Yüzyıla girerken dünyada istihbarat ve örgütsel yapılanma ile faaliyet alanlarının önemi” başlıklı bölümde, “Ergenekon, TSK’nın değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerin de içinde yer alacağı ‘sivil’ personelden yararlanacağı” vurgulanıyor. İşte “Genel” ve “Örnekler” başlığıyla verilen belgedeki çarpıcı bölümler:
BİZ ENTELEKTÜELLERDEN YARARLANAMADIK • “Türkiye Cumhuriyeti Resmi istihbarat Kurumları; bilim, düşünce kültür, sanat ve eğitim alanlarında yetişkin insan kaynaklarından yararlanmamıştır. Yararlanmayı da gereksiz görmüştür! Oysa ki; 2. Dünya Savaşı sonrası 1940’lı yıllarda, Abdül Nasır’ın istihbarat Şefi Salah Nasır, bir gazeteciden yararlanarak kurduğu ‘Siyasi Kalem’ adlı gizli bir örgüt sayesinde tam 412 sanatçı ve aydından karşı casusluk faaliyetlerinde yararlandığı bilinmektedir.”
YABANCILAR YARARLANDI • “Resmi istihbarat kuruluşlarımızın entelektüel çevrelere bakış açısını bilen yabancı istihbarat örgütleri ise; bu kontra bakış açısından yararlanmayı bilmiş, rejim tarafından dışlanıp horlanan entelektüel çevrelerin etkin portrelerinden çok olumlu bir biçimde yararlar sağlamıştır. Bu gerçek günümüzde de sürüp gitmektedir. Bu nedenledir ki, ülke insanımızın benimsemediği pek çok aydın, dış ülkelerce en büyük ödüllerle onurlandırılarak, bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı örtülü bir biçimde dokunulmazlık zırhına büründürülerek, muhalif unsura dönüştürülmektedirler.”
ERGENEKON DA YARARLANSIN • “Son derece yararlı, etkin ve düşsel yaratıcılık anlamında bitimsiz, eldeki mevcut pozitif avantaj; dış istihbarat unsurlarının sonuna değin yararlanabildikleri, -hatta ölümlerinden sonra bile- dezavantaj sonsuzluğuna terk edilmektedir. Türkiye’nin 21. yüzyılda entelektüel birikimli, yaratıcı, güvenilir insan kaynaklarından istihbarat çalışmalarında yararlanması gereği kaçınılmazdır.”
BİR KİŞİ ALMANLARI BOZDU • “Örneğin: 1964 yılında ölen İngiliz Deniz Kuvvetleri’nin 17/F kod adlı haber alma ajanı Ian Fleming, gerçek bir entelektüel idi. Savaş yıllarında Londra’nın göbeğinden yaptığı radyo yayınlarıyla, unutulmaz ‘Kara Propaganda’ örnekleri sergileyerek Alman ordularının moral değerlerini çökertmeyi başarmış ve bu yolla 2. Dünya Savaşı’nın sınırlarını zorlamıştır. “
SSCB SPORCULARI AJAN OLARAK KULLANDI • “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Doğu Bloku ülkeleri ile pek çok Batı ülkesi, entelektüelleri ile sporcularından istihbarat alanında sonuna değin yararlanmayı bilmiştir. İstihbarat sanatı, akıl gerektirir. Bu nedenle de yalnızca sağduyu ve mantık kuralları içinde işleyemez.”
ENTELEKTÜELLER PAMUK GİBİDİR • “Entelektüel insan yapısı derinlerde kök salmış akıldışı, duygusal ve yaratıcı bir çekirdeğe sahiptir. İnsan aklının özellikleri olan bilinç, bellek, yüksek duygu ve düşsel yaratıcılık; yaradılışında var olan değil, sonradan öğrenilerek elde edilen becerilerdir. Entelektüeller, bu nedenle her an patlayacak bir yanardağ gibi görünseler de içten içe yanarak küle dönüşen yumuşak bir pamuk gibidirler.
Ergenekon, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerin de içinde yer alacağı “sivil” personelden yararlanmakla karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir.”
EN TEHLİKELİ GRUP ONLAR • “Güçlü istihbarat örgütleri için en tehlikeli görünen grup entelektüel kesimdir. Bağımsız ve liberal eğilimli olan bu “düşsel yaratıcı” kişilikler, çok boyutlu düşünebilme yeteneklerinden ötürü enformasyon bulmacasının en küçük bir mozaik parçacığından rahatlıkla tablonun bütününü görüp saptayabilirler. Kamuoyunu en çok ve kolaylıkla etkileme becerisine sahip oldukları için, istihbarat örgütleri tarafından ciddi biçimde kontrolde tutulmak istenirler. Bunun yanı sıra bu çevre, istihbarat toplama açısından da çok zengindir. Entelektüel kesimden kazanılacak olan elemanlar, kazanışların yanı sıra, diğer istihbarat örgütlerinin çalışma sahasını büyük ölçüde daraltacak bir girişimdir.”
ERGENEKON KARA PROPAGANDADA DOYUM NOKTASINA ULAŞMIŞTIR • Planın “Değerlendirme” bölümünde dış istihbarat birimlerine karyı kontra operasyonların düzenlenmesi ve Ergenekon’un “imajı”na yönelik ifadeler yer alıyor.
KONTRA OPERASYONLAR • “Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermekte olan “Ergenekon”un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi vardır. 21. Yüzyılda çok daha aktif çalışmalar içinde olacak olan dış istihbarat birimlerinin operasyonlarına karşı kontra operasyonlar düzenleyebilmek, faaliyetlerini engelleyebilmek ve bağımsızlığın korunabilmesini sağlayabilmek için istihbarat faaliyetlerini sürdürebilmek için yeni yapılanma ve yeni personel ihtiyacı olduğu gerçeği kaçınılmazdır. Bunların yanı sıra yeni çalışma yöntemleri geliştirilmesi esastır.”
‘KARA PROPAGANDA’ • “Ayrıca Ergenekon ‘un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğu vardır. Kamuoyu kafasının karıştığı, içinden çıkamadığı, mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda gelişen her olay karşısında Ergenekon sözcüğünü anımsayıp, dehşete kapılarak içten içe Ergenekon sözcüğünü yinelemektedir. Bu durum kamuoyunda moral çöküntüsüne neden olmakta, toplumda gelecek endişeleri belirmektedir. Bu gerçeği gören kötü niyetli çevreler ise; Medya kuruluşları içindeki yandaşlarından yararlanarak Ergenekon aleyhinde ‘Kara Propaganda’ yürütebilmektedirler. Bu noktada, ‘Kara Propaganda’nın yararlarını görmezden gelemeyiz. Ancak, Ergenekon, ‘Kara Propaganda’nın sağlayacağı yararlılıkta doyum noktasına ulaşmıştır. Bundan sonrası negatiftir.”
(Taraf)
Ergenekon – Mason işbirliği
yine kapattılar bizi :)
Kapandık ey halkım unutma bizi
WordPress kapalıyken yedek olarak oluşturduğum site şimdi kapalı,
bu sefer de Blogspot’u kapattı Diyarbakır bilmemne mahkemesi.
Komik duruma düştüğünü farketmeden.
sadece şunu söylemek istiyorum : alexa.com‘a girin(en çok ziyaret edilen sitelerin istatistiğini veriyor)-top sites gibi bir bölüm var.
Orada ülke-country bazında sıralamalar var.
Bakın bakalım Türkiye’den en çok hangi sitelere girilmiş.
İlk 100′deki sitelerden en az 10 tanesi bu zevzek(boş konuşan) mahkemelerin kararıyla kapatılmış.
EEE? Kapatılmış siteler nasıl oluyor da Türkiye’den ziyaret edilmeye devam ediyor?
ktunnel, hidemyass ya da ninjacloak gibi siteler üzerinden rahatlıkla yasaklı sitelere ulaşılabiliyor.
8 yaşındaki bebelerin bildiğini bilmeden hüküm vermeye kalkıyorsunuz.
Siz bunu hep yapıyorsunuz.
Başörtüsünü yasaklayarak, Kürtleri/Ermeniler öldürerek, Partileri kapatarak sorunu çözeceğinizi zannettiniz.
Neden?
Çünkü yasaktan başka çözüm bilmiyorsunuz.
Neden?
Çünkü okumuyorsunuz, araştırmıyorsunuz, dinlemiyorsunuz.
Kusura bakmayın, sonunuz yakındır.
Ve bunu siz de biliyorsunuz.


