Gönderen: ogrendiklerim | 16 Ocak, 2012

Ayıdan Post Olmaz

Şehir gazetesi 16.Ocak.2012 tarihli yazım

http://sehirmedya.com/yazarlar/ayidan-post-olmaz/

Gönderen: ogrendiklerim | 12 Ocak, 2012

Korsan eyleme teşekkürler

 

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kadın Kurulu Komisyonu üyesi 15 saygıdeğer hanımefendi, İl Koordinasyon Kurulu’ndan onay almadan yaptıkları basın açıklamasında, “Öğrendiklerim” blogumda yazdığım görüşleri eleştirmişler. Bu vesile ile kendilerine teşekkür ediyorum. Görüşlerime çektikleri dikkat sayesinde değerli kamuoyu, yazıda ifade edilen, özünde “kadın haklarını iyileştirmeye” yönelik önerilerimi tarafsız biçimde okuyabilir. Farklı görüşlere ve önerilere saygım sonsuz. Daha iyileri varsa ben benimsemeye hazırım.

Aynı anlayışı kendilerinden de bekliyor, mühendislerin gündemi olmayan bu konunun MMO Bursa Şube seçimlerinde malzeme yapılmamasını diliyorum. Neticede görüşlerim sadece beni bağlar.

Lütfen sitemdeki diğer yazılarıma, Tayyip Erdoğan eleştirime, şiirlerime de göz atın.

Umarım beğenirsiniz ;)

Saygılarımla,

Hayri ÖZTURAN

 

Resmi basın açıklamam: Hayri Özturan_Basın Açıklaması

Gönderen: ogrendiklerim | 22 Aralık, 2011

Dağ kekiği

Yapabildiğim/
birçok esrarı/
bildiği halde susan/
dağ kekiği gibi/
sadece, susmak/
O’na susamak…

Gönderen: ogrendiklerim | 16 Aralık, 2011

Annemin elleri

Yağmur damlası!
Saçlarıma değdiğinde,
Yumuşak ama serin,
Bekliyorum ki;
Sonra annem öpsün beni.
Atlamak istiyorum, pamuk tarlasından
Rüyalar ülkesine.

Hayri ÖZTURAN
16/Aralık/2011
Bursa

Gönderen: ogrendiklerim | 13 Aralık, 2011

Bilmek istemez misin?

Tahmin edemezsin
Sana açılan kapının
O derece geniş ve yüksek
Kanatları olduğunu.

Seni ve senle gelen
Her şeyi,
Ne olduğuna bakmadan,
Gözlerine bakamadan,
Orada,
Seni beklediğimi,
Özlediğimi…

Tüm yollar kapalı da olsa,
Engeller karlı dağlardan bani
Çepçevre kuşatsa;
O kapıdan girmek,
Kağıttan bir uçurtma inceliğinde,
Yalın ve sana ait
Kalbime süzülmek,
Bilmek istemez misin?

Hayri Özturan
13/Aralık/2011
Sofia üzerinde

Gönderen: ogrendiklerim | 12 Aralık, 2011

Son oldu

Taş mı acaba dediğim
Kalbim, kor oldu.

Söndürse diye içtiğim
Su, har oldu.

Gözümden akan
Sel, can oldu.

Sensiz geçirdiğim
An, dar oldu.

Adını yazdığım
Harf, nun oldu.

Ötelerde gördüğüm
Serap, sen oldu.

Zordu bildiğim
Sustum, lâl oldu.

Hayalin kapladı
Daldım, son oldu.

Hayri ÖZTURAN
12/Aralık/2011
Paris

Gönderen: ogrendiklerim | 18 Eylül, 2011

Bu bir Tayyip Erdoğan eleştirisidir!

Yazının başına Tayyip Erdoğan’ı öldürmek için oturdum.

Bir “Dünya Lideri” olma yolundaki Başbakanımız’a eleştirilerimi özetleyecektim.Bir taraftan da elimin ayarını kaçırmak istemiyorum. Nitekim adam, Fatih’ten sonra bu coğrafyaya gelmiş en devrimci lider. Madem öyle önce öldürelim, sonra hakkını veririz…

Erdoğan’ın hükümet ettiği 2003′ten başlayan dönemde Türkiye’nin en ihtiyacı olan şey Şeffaflık‘tı. Ülke bir hortumlanma döneminde geçmiş ve Ak parti hükümeti kısmen hortumcuların da bulunduğu bir hükümetten görevi devralmıştı. Ekonomik olarak iyileşme trendi Kemal Derviş politikalarıyla sağlansa da, demokratik açıdan en karanlık dönemlerden biri yaşanıyordu ve askeri vesayet zirvedeydi. İşte bu ahval ve şerait içinde devleti “tek başına” eline alan Erdoğan, sahip olduğu bilgileri halkla paylaşmadı. Arşivlere erişebilen, MİT’i kontrol eden hükümet; çalkantılı bir siyasi dönemden geçen ülkede olup bitenleri kamuoyuna açıklamadı. Askerin yapmaya çalıştıklarından haberdar olsa da duyurmadı. 2004′te yoğunlaşan darbe girişimlerinde de “kan kusup, kızılcık şerbeti içtim” demeyi tercih etti. İşlerini hep gizli-kapaklı yürüttü. Bunun en bariz delili, halâ bir muamma olan Büyükanıt’la yaptığı Dolmabahçe görüşmesidir.

Kendi hükümetinin hatalarını da aynı anlayışla hasıraltı edip, kol kırılır yen içinde kalır anlayışıyla yaşadı. Suçlu bulduklarını kendi infaz etti (Ör: Hilmi Güler) ama “adamlarını yedirmedi”. Ülkeye malesef zarar veren bu anlayış, hesap vermeme noktasında -bana göre- bir kibir alameti. Böyle olunca da bakan ve bürokratları “nasıl olsa korunurum” düşüncesiyle kanunsuz işlere daha kolay adım atıyorlar (Bkz: Deniz Feneri e.v. davası ve Kırıkkale belediye başkanı). Aynı duruma Erdoğan, daha önce suçlu generalleri savunarak da düşmüştü (Bkz: Paşasının Başbakanı). Halbuki Türkiye’nin, yaptıklarının sorumluluğunu alan, hesap veren ve gerektiğinde koltuğunu hemen bırakan yöneticilere çok ihtiyacı var. Buna sahip olmayan bir Ak parti’nin devlet yönetme ciddiyetine ulaşması çok zor.

Benimle Erdoğan arasındaki en büyük kırılma noktası ise Özal gibi “zenginleri sevmesi”! İşçiye karşı patroncu, çiftçiye karşı tüccarcı biri. Ak parti döneminde çiftçiye verilen destekler hep büyük oynayanların, tarımı/hayvancılığı holding gücüyle yapanların kesesini doldurdu. Anadolu’daki gezilerimde duyduğum en önemli şikayet; küçük çiftçinin bu sebeplerle yok olma noktasına gelmesi. Yem ve mazot fiyatları sürekli artarken, süt fiyatının bundan 4-5 sene evvel 1 liranın biraz altında olup; bugün 50 kuruşlara kadar düşmesi en büyük gösterge. Hayvancılık için verilen kredilerin “damızlık hayvanı” büyük, sertifikalı işletmelerden alma şartına bağlanması, küçükler için hayatı iyice zorlaştırmış. Yaklaşık 100 büyükbaş hayvanı ve çiftliği olan bir yakınım bu sebepten üreticiliği bu sene bıraktı.

TÜİK raporlarında, “8 yıl içinde en yüksek ve en düşük gelirliler arasındaki fark 8.5 misline çıktı, zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oldu” olarak ifade edilen durum, Erdoğan hükümetlerinin ekonomiyi canlı tutmanın yolunu patronların çıkarlarına endeksleyen anlayışı ile ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de sendikacılık bir yüz karasıdır. Bunun üzerine hükümet de işçiye değil patrona yönelik tavır alınca ezilmiş kitlelerle karşılaşmak kaçınılmaz. Şimdi de yolda “kıdem tazminatı” yasası var. Patronlara yeni kıyaklar geleceği aşikâr! AB yolundayız fakat AB’nin insana ve çalışana verdiği değerden hiç nasiplenemediğimiz gibi, gerileme yaşıyoruz.

Gelelim Kürt meselesine…

Kabul, Türkiye’nin enn çetrefilli meselesidir. Kabul, iç ve dış mihraklar çözülmemesi için her şeyi ama her şeyi yapmaktadır. Ama ya senin tavrın? “Kürt kardeşlerim” demekle iş bitmiyor. Ahmet Altan söylemişti, “Kürt abilerim” de diyemedikçe meseleyi çözemezsin. Ve bu sadece ekonomik iyileşmelerle hallolabilecek de değildir. Asıl değişmesi gereken kendini bu toprakların “mutlak hakimi” gören Türk çoğunluğun zihnindedir ve Erdoğan da bu anlamda güruhun bir parçasıdır. Kürtlerle ne zaman adil olarak her şeyi paylaşmayı kabul ederiz, sorun kendiliğinden ortadan kalkar. Yoksa ölü adetleri üzerinden asabiyetlerimizi beslemeye devam ederiz. Bir Habur hatasıyla(?) “açılım” bırakıldı ve tornistan, Erdoğan “şehit edebiyatına” sarıldı, milliyetçi çevrelere selam çaktı ve aslında “tarihe geçme” fırsatını kaçırdı.(Bana göre bu kokuşmuş ordudan daha en az 10 sene şehit çıkmaz. Şehitlik kişisel bir meseledir. Ancak muvazzaf olmayanların niyetinde “Allah rızası” sahihse şehitlik mertebesine erişmesi sözkonusu.) Dolayısı ile dile dolanıp avuntu vesilesi yapılmasını hoş karşılamıyorum.

Evet, ben Davutoğlu’nun “Neo-Osmanlıcılık” tabir edilen politikalarını destekliyorum. “Kafir ve Zalim”  İsrail’e haddi bildirilince gözlerim yaşarıyor, hükümetimle gurur duyuyorum. Mazlum halklara sahip çıkan ve kucak açan bir dünya devletini ben de istiyorum. Ortadoğu’nun gerçekten toparlayıcı bir güce ihtiyacı var ve bu Türkiye olabilir. Öte taraftan da son dönemde çaptan düşmüş İsrail’e çatarken; benim için bugün de “Büyük Şeytan” olan Amerika’ya ses çıkaramamasını, Çeçenlerin Rusya-Kadirov yönetimi karşısında gün be gün yok edilmesine seyirci kalmasını anlayamıyorum. “1 Mart tezkeresi” ayıbından da halâ temizlenemedi Erdoğan. Ve Ak partiyi kurmadan önce ABD’den icazet almasından…

Başörtüsü meselesinde görece ferahlama sağlandı. Takdir ediyorum. “Tüm üniversitelerde” ifadesi doğru değil yalnız! Geçtiğimiz dönem 9 Eylül Üniversite’sinde başörtüsü yasaktı mesela. Bildiğim kadarıyla tek-tük yasakçı zihniyetin tahakkümü var. Üniversitelerin tamamında serbest olsa işin peşinin bırakacak mıyız? Hayır. Aynı Kürt sorununda olduğu gibi müslüman başörtülüler de örtüsüzler gibi her alanda(devlet daireleri, ordu, polis vb. dahil) yer alabildiği zaman konu hallolmuş olur. Ak parti bile başörtülü adayı “seçilebilecek yerden” milletvekili adayı gösterememişken…

Daha da sıralanabilir Erdoğan ve Ak partinin yanlışları, eksikleri. Gel gör ki daha fazla vurmaya gönlümüz el vermiyor. Neden mi? Çünkü bir ülkenin gidişatını tam tersine(28 şubat süreci, askeri vesayet, baskıcı rejim) çeviren bir lider.

İnanılmaz vizyon sahibi. İktidara gelmeden önce “15,000km duble yol yapacağım” deyince “hadi len!” dediğimi hatırlıyorum. Şimdi daha fazlasını istiyoruz. Okullarda tablet bilgisayar uygulaması yine vizyonerliğinin göstergesi. Tabii bunlar da seçtiği kadronun doğru insanlardan oluştuğunu gösteriyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ve hükümette görevi aldığından beri yaptığı gerçek icraatlarla halk nezdinde büyük kredisi var. Ve en büyük avantajı, tek rakibinin yine kendisi olması. Hatta görüşüm milletin hakettiğinin de ötesinde bir yönetici olduğudur. Bu sebeple de beklentimiz yüksek, umarım başka bir lidere ihtiyaç kalmadan eksik kalan noktaları da çözmeye Allah muvaffak kılar.

Gönderen: ogrendiklerim | 18 Eylül, 2011

haiku #2

şeftali’nin kokusu

başka şeye benzemez

onu yaratan gibi

Gönderen: ogrendiklerim | 15 Eylül, 2011

Malum konu

ANA SAYFA: http://ogrendiklerim.wordpress.com

TMMOB İKK Basın açıklamasına cevaben Resmi basın açıklamam: Hayri Özturan_Basın Açıklaması

“Efendim, bu konu nereden çıkmış?”mış, “zamanlama manidar!”mış , “kendimde o cesareti görememişim de kamuoyu gücünden faydalanacak”mışım…

Şaşıranlar, kafa bulanlar, duyunca dudağı uçuklayanlar…

Vay arkadaş, ne netameli bir konuymuş. “Dokunan yanar” olmamıza ramak kaldı. Statüko bizi Ergenekoncular kadar tehlikeli bulacak neredeyse. Hayır, problem değil, ilkeler uğrunda zindanlarda direnmeye hazırız da, vatandaşa hizmet edelim derken evdeki bulgurdan olmak var. Don Kişot gibi değirmenlere dalacak da değilim, kusura bakmayın ey halkım. Sonra siz adamı unutursunuz da kalırız ortada.

Önce twitter’da görüşlerimi serdettim. Konu yakın geçmişte hararetle tartışıldığından mıdır nedir, pek etki oluşturmadı. Bazı arkadaşlar da (isim vermiyim, onlar kendini bilir) ürkek bir ceylan gibi cevap yazdılarsa da konuya farklı bir boyut getiren olmadı.

Bu konu sadece Türkiye’de değil, dünyada da yoğun tartışılıyor. Modern seküler dünya sanki yasal olarak üzerinde konsensus sağlamış görünse de, de facto olarak çok eşlilik(polgamy-poligami) dünyanın tamamında hükümferma. Seküler devletler çok eşliliği yasaklasa da durum değişmiyor; imam nikahı ya da zina şeklinde yaşanıyor. Her iki durumda da zarar gören kadın ve resmi evlilik dışı doğan çocuk oluyor. Mirastan pay alamıyor, ilişki sona erdiğinde nafaka gündeme gelmiyor, tamamen erkeğin insafına kalmış bir durum…

Gelgelelim Türkiye’de iyice çarpık bir yasal durum var. Zina alabildiğine serbest ve fakat resmi ya da dini 2+ nikah yapmak yasak. Devlet tesbit ederse kovuşturmaya gidiyor. Komik mi dersin, garip mi dersin, ne dersen de… Gayrimeşru ilişki ve nesepte belirsizliği teşvik eden bir sistem. Şimdi kalksa AKP, bu konuda düzenleme yapsa, ki zinanın yasaklanmasından geçmişte zanilerin baskısıyla çark etmişlerdi, anında gerici/yobaz ilan edilir, tüm dünyaya da şikayet ederler. Zaten Recebim Ortadoğu’da “Laiklik açılımı” da yaptı, öyle bir niyeti olduğunu da sanmıyorum.

“Ha işte bu yazıyı, terk edilmiş bir hakkı tekrar hatırlatmak için yazıyorum” diye ifade etmek zorunda hissediyorum kendimi. Toplum baskısı bu konuda cendere gibi sıkıyor, muhafazakar kesimde bile “be ne biçim adam, neyin peşinde?” muamelesine tabi tutuluyoruz. Varsın olsun.

Türk toplumunda dul hanımların(hatta erkeklerin bile) tekrar evlenmesi de bu kapsamda bir tabu. Ölen eşe sadık kalması bekleniyor. Hayat onun için ne kadar zor kimsenin umrunda değil. Başta kendi çocukları (bazen miras kaygısıyla) karşı çıkıyor ama o çocuklar ana-babalarına bakmaya sıra gelince birden modern kesiliveriyorlar ve huzurevini işaret etmekte beis görmüyorlar.

Çok eşlilik bu mertebede tabu olarak algılandığından, dul bir bayanın bir erkeğin ikinci eşi olarak koruma altına girmesi zinhar mümkün değil. Oysa bu müessese etkin olarak kullanılabilse bugün devletten ya da yardım kurumlarından gelecek yardımlara muhtaç binlerce insan sıcak bir yuvaya kavuşabilir. Hatta savaş, açlık ve felaketlerde aç veya açıkta kalan ümmetin hanımları(Irak, Somali, Pakistan…) diğer müslüman memleketlerde huzura kavuşma şansı bulabilir. Ekonomik olarak her geçen gün zorlaşan hayatın içinde kadının tek başına mücadele etmesindense, bir aile içinde korunması herkesin için makuldur sanırım.

Gel gör ki, bugün memleketimizden bir erkek tamamen böyle salih bir niyetle yola çıksa, eminim önce kendi eşinden, eşinin ailesinden, çevresinden akıl almaz bir tepki görür. Ne uçkur düşkünlüğü kalır, ne de kazanovalığı. Kimseye derdini anlatamaz, “ooo, iyisin. yakışır abime” geyikleri alır yürür. Öngörü sahipleri de hiç bu işe girişmez, başına geleceklerden korkar, hayrın da önü tıkanmış olur.

Mevzu dünyada da tartışılıyor demiştik. Ehli kitap içinde de zinanın bu derece yaygın ve normal hale gelmesinden rahatsız olanlar var. Bekaretin korunması ve çok eşlilik için dernekler kuruluyor. İncil ve Tevrat’ta da çok eşliliğe izin veren bölümler var. Mübarek Kur’an da bildiğiniz gibi izin veriyor ancak tek eşi tavsiye ediyor ve adalete daha uygun buluyor. Bu durumu çok eşliliğin sadece zaruri hallerde olabileceğine yoranlar var. Ben fıkıh uzmanı değilim ancak Peygamber(a.s.)’ın ve sahabelerin hayatına baktığımda öyle olmadığını görüyorum.

Değinmeden geçemeyeceğim, her geçen gün “artan evlenme yaşı” da ayrı bir kanayan yara. Artık otuzundan önce evlenen yok neredeyse çevremde. Bu konuda Dücane Cündioğlu’nun “Ertelenen Cinsellik” ve Fatma Barbarosoğlu’nun yazılarına bi bakıversin merak eden.

Konumuza dönersek, çok eşliliğin artılarının bilimsel verilerle desteklendiği görülmekte. Bir kaçını sıralayalım: Örneğin serbest olan ülkelerde ırza geçme vakaları ve çocukların cinsel istismar oranları çok çok düşük. Ayrıca erkekler ortalama 65 yaşına kadar üreme yeteneklerini korurken, kadınlarda bu 45-50 yaş arasında. Bu arada Hindularda da çok eşliliğin olduğunu ve dört sınırı olmadığını biliyor muydunuz?

Bir başkasına daha aşık olma da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Mevcut algılarımız bizi “birini tercih et” noktasına getiriyor. Aslında durumu bir zenginliğe dönüştürmek mümkün. Tabii burada da “şeytanın fakirlikle korkutması”, evliliğin geciktirilmesi meselesinde olduğu gibi devreye giriyor. “Aman nasıl bakacaksın hanımlara, çocuklara?” “Maaşın ne kadar ki?” vb. sorularla rızkı verene güvensizliği gösteren bilinçaltı durumlar baskın çıkıyor.

Böyle olunca da işleri gizli kapaklı yürütmeyi seçenler var. Halbuki imam nikahı da olsa evliliğin olmazsa olmazı ilan etmek, duyurmaktır. Gizli olanına her durumda “aldatma” diyoruz. Aldatılan eşler ise çoğunlukla durumu sineye çekiyorlar, “yuvam bozulmasın, çocuklarım sefil olmasın” diye eşlerine müsamaha gösteriyorlar. Ama legal olarak evlenmek serbest olsa ve koca bu yola gitse; o ilk eşler durumu “kabul edilemez” addedip yuvalarını yıkıyorlar. Yani “aman çevre bilmesin, ne yaparsan yap” durumu. Hayatlarımızı “çevre, elalem, millet ne der?” için yaşıyoruz da haberimiz yok! “Yaşamım ve ölümüm yalnız Allah içindir” diyenlere ne mutlu.

Çok mu uzattım?

Son sözüm erkeklere: Evlilik müsessesini nefislerini tatmin olarak görenlerin vay haline. Eşlerinin haklarını korumakta Allah’tan korksunlar. Gayrimeşru ilişkilerin tümünü Allah yasaklamış. Bu konuda haramdan sakınmak ilke olmalı. Bana göre erkekler salih olmakta özen gösterirse hanımlar da ihlaslı olacaktır. Üç günlük fani dünyada yanlış yola sapıp sonsuz olanı riske atmaya değmez.

Didaktik yazıların adamı değilim ama bu sefer idare edin artık. Bu mevzuda tavsiye edeceğim farklı görüşten yazıların linkini de aşağıda veriyorum. İtiraz ve değişik açılımları da alttaki yorum bölümünden veya mail/twitter yoluyla iletirseniz sevinirim.

Baki selamlar.

Hayri ÖZTURAN

15.Eylül.2011, Bursa

hayriozturan@gmail.com

http://twitter.com/#!/hayriozturan

Linkler

Çok Eşlilik ve İslâm : http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0103.htm

Çokeşlilik meselesi : http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=29.05.2011&y=HilalKaplan

Çokeşlilik ve “hak”lı arayış : http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=27560&y=HilalKaplan

Gençler evlenemiyor, medya çok eşlilik derdinde… : http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=30.05.2011&y=FatmaKBarbarosoglu

Ertelenmiş Cinsellik : http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=19935&y=DucaneCundioglu (mahmut tığ’a teşekkürler)

Çok eşlilik yalanları : http://www.taraf.com.tr/cihan-aktas/makale-cok-eslilik-yalanlari.htm

Evet, çok eşlilik yasal olsun : http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/evet-cok-eslilik-yasal-olsun/

Gönderen: ogrendiklerim | 27 Ağustos, 2011

Haiku #1

Ürkek yaz rüzgârı
sarı sonbaharda
yapraklara ne kadar haşinsin!

Eski Gönderiler »

Kategoriler

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 183 other followers