Ogrendiklerim / Lessons learned

igneyi kendine batiranlar icin..

ALICI KUSLAR

Bu yazinin isminin ilham kaynagi Kayahan’in Kar Taneleri sarkisidir ve sozleri soyledir;

 

Alici kuslar gibi

Basimin ustunde donup durmayin

Kolkola girip yalnizligimi yuzume vurmayin

Kar taneleri

Yollar benim umudumdur

Yollari kapatmayin

Yagmayin yollarima

Durun kar taneleri

Ozledim hem de cok ozledim

Ezberledim beklemeyi

 

Ve ayni tema uzerinde devam eder. Burada anlasildigi gibi “kar taneleri” ni “alici  kuslar” a ceviren sey, en buyuk derdi yalnizlik olan bir sahsa bekledigi/umdugu kisilerin gelmesini saglayacak “yol” ların kar taneleri tarafindan kapatilmasidir.

 

Ama ben Kayahan ile ayni tema uzerine yazmayacagim. Kayahan’in sozlerini aklima getiren sey gecenlerde bir ayakustu sohbette dinledigim bir ibret hikayecigiydi. Bu hikaye soyle;

 

Bir karinca uzun zaman  ugrasir didinir ve bugday taneleri vb toplar. Ambarini doldurur. Bir gun tam bitanesini yiyecekken bir kus gelip karincayi yutuverir.

 

Hikayeyi anlatan sahis olumun nasil planlarimizia uymayan zamanlarda geliverebilecegini, dolayisiyla “yatirim” larimizi dikkatli yapmak gerektigini vurgulamak   icin  anlatmisti bunu.

 

Bir hafiza zincirini takip edecek olursak bu benim aklima daha once dikkatimi cekmis baska bir seyi getirdi. Birinde lokanta tarzi bir yerde biseyler yiyordum. Radyo acikti. Buyuk bir medeniyet hareketinden soz ediyordu; artik kadinlar kocalarinin soyadlarini almak zorunda degillerdi.

 

Icimden basiyordum kahkahayi zira kadinlarin erkeklerin soyadini alma yasasinin 1920′lerdeki buyuk medenilesme hamlemizle geldigini hatirladim. Zamana bagli olarak iki de bir degisen seylerin insani tatmin etmeyecegi aciktir bana kalirsa. Ciddi birseyleri kaciran bu kisa konusma bana basit bir hayal kurdurdu;

 

Caz caz konusan bir feminist muazzam bir mucadele verir ve mahkemede toplumunun gelenekcilerine karsi buyuk bir “ozgurluk” elde eder. Arkadaslariyla bulusup bunu kutlamak icin sozlesirler. Aksam saat 19:30′da “bilmem ne” barda bulusacaklardir. Feministimiz (nasr suresini bilmediginden bir zaferin ardindan tevbe edilmesi gerektigini bilmiyordur elbette) zafer sarhoslugundan sevindiriklerdedir. Biraz da aykirilik iceren kiyafetiyle ozgurluk duygusunu daha da artiran ustu acik otomobiline biner. Saclari ruzgarda ucusur kopruden gecerken. Sonra beklenmedik bir sey olur. Ne oldugunu bile anlamadan kendisine carpan bir kamyon yuzunden feministimiz birkac saniye icinde oluverir.

 

Hikaye bitti. Bu kadar.

 

Ne kadar da edebi manada zayif bir hikaye degil mi? Hikayenin sonu ile sona kadar olan akis arasinda baglanti nanay.

 

E ben de zaten ben bu hikayeyi “son” un nasil filmlerdeki gibi akisin son derece uyumlu bir devami olmayabilecegini ortaya koymak, o hesaba gelmeyen (ama hesaba gelenlerin hepsinden daha gercek)   unsuru vurgulamak icin kurmustum. O gelecege dair planlar yaparken  alakasiz (!) olani. Soguk ve karanlik seyi.

 

Yillar once Almanya’da dazlaklar Solingen’de bir Turk ailesinin evini yakip bikac kisinin olumune sebep oldugu zaman (bu hatirladigim kadariyla Almanyalarin birlesmesiyle ayni zamanlarda gundemi isgal ediyordu) ic derinligi yazisindan belli bir Alman tiyatro yazari NPQ dergisine soyle bir yazi yazmisti;

 

” Bati medeniyetinin batmasi kacinilmazdir. Zira bu medeniyet sistematik bir sekilde olumun gozardi edilmesi uzerine kurulmustur…… Bati felsefesinde olume dair pek az sey bulursunuz. Bu konuda Karl Jaspers biraz yazmistir. Eger bu isi yapan gencler veya stadyumlarda adam olduren gencler eger   her an olebilecegimiz apacik gerceginin suurunda olsalardi bu isleri yapabilirlermiydi dersiniz?”

 

Ve Erich Fromm’un eski bir ornegini anlatir “eger bir Batiliyi oyalayicilarin azaltildigi (bembeyaz ve icinde hic bir seyin olmadigi bir oda) bir odaya koyar ve tik tak sesler cikaran bir saat koyarsaniz bir sure sonra panige kapilacaktir. Zira ardı ardına gelen tik ve taklar ona kendini calisarak veya eglenerek surekli   uzak kalmaya calistigi seyi yani olumune her tiktakta biraz daha yaklastigi gercegini suuruna sokacaktir”

 

Ne yazi ama dimi?

 

Elbette  Elizabeth Kuebler Ross ile baslayan olumbilim (Thanatology) konusu akla gelebilir. Ancak Batililarin olumu ancak reenkarnasyon gibi bir kismi rahatlaticidan sonra ancak ele alabildiklerini gormek de bir ayri ibret konusudur. Bu da zaten oldukca   yeni bir olaydir; bati felsefesinin baslayisindan yaklasik 2500 yil sonra ve Hint dusuncesine  epeyce   acildiktan sonra.

 

Yeni evimize yerlesirken aklima 17 Agustos depremini getiriyordum. 30-40.000 kisinin oldugu bu depremde basit bir istatistiksel hesabin bile olenlerin arasinda

 

Son 15 gun icinde

               *yeni ev almis

               *yeni evlenmis

               * yeni cocugu olmus

 

birilerinin mutlaka olmasi gerektigini gosterecegine inaniyorum. Oysa yeni ev alan, yeni evlenen veya yeni cocugu olan  birisinin sevinc dolu aklina (hele o deprem-farkindaligimizin millet olarak dusuk oldugu zamanlarda) evinin kisa bir sure sonra kendisini de ezerek yikilabilecegini, esiyle birlikte gece ustlerine 3-4 katin yikilabilecegini veya nurtopu yavrusunun ustune bir kolon dusecegini  dusunmek genelde muhaldir.

 

Oysa gercek bizim “dogrusal” hayallerimizi hice saymaktadir. Gerceklik bizim o zavalli hayalgucumuze kalsaydi berbat olurdu. Gercek hayalleri hep asar ve bizi sasirtmaktan asla geri kalmaz.

 

 

Istanbul’da Zincirlikuyu mezarliginin kapisina “her can olumu tadacaktir” hadisi yazildiginda “bilimsel egitim almis” “Avrupa gormus” olanlarimiz bagirtiyi basiyorlardi “bunu surekli hatirlatip keyfimizin kacirilmasini istemiyoruz!!! Kaldirilsin!!”

 

Acaba ayni olcude olumun kendisine karsi olabilirmiydiniz? Basiniz mezarlik yonetiminin  basit bir karariyla mi yoksa varolusun ta kendisiyle mi dertte? Bu da mi “irtica”   ?. Irtica ortadan kalktiginda olum de kalkacak mi? Bu kadar buyuk bir gercegin bu sistematik gozardi nasil bilimsel bir tutum oluyor acaba? Biribirlerine carptiktan sonra bilardo toplarinin hangi aci ve hangi hizla birbirinden uzaklasacagine ayrilan zamandan daha fazlasini hak etmiyormu bu konu?

 

Tabii inancsizin basinin aslinda dinle degilde varligin ta kendisiyle dertte oldugunu bildiren ornek coktur. Konuyu dagitmamak icin buraya girmeyelim. Lakin dine inanabilir veya inanmayabilirsiniz ancak olum icin ayni sekilde konusabilirmisiniz? Olum en az “irtica” kadar nahos degilmidir?

 

Hollywood filmlerinde “kotu” sonun ne kadar siklikla “olum” olduguna dikkat ediniz. Aydinlanma caginin aydinlatamadigi, tabu yikicilarin akillarina getirmemeye calistigi konu…

 

 

Gelecege yonelik buyuk hayallerin alici kuslari hesaba katmasi gerektigine inaniyorum. Bu hayallerin   herhangi bir an kesiliverebilecegini hesaba katan bir tarzin daha gercekci ve daha akli basinda olacagina inaniyorum. Belki de alici kuslar bizi aldiktan sonra da hikaye devam ediyordur ve kimbilir belki de   iyi bir yerlere goturuyorlardir.   J

hazar

3 Kasım, 2006 - Yazan: ogrendiklerim | inciler | | 1 Yorum

1 Yorum »

  1. Bak guzel kardesim,

    Sevmediyiniz kesimlerden gelen insanlari hikayelerinizde hep “oldurmek” zorunda degilsiniz. Hani, sakat da kalabilir, veya nebiliyim, sinavi gecemez, repeat olur, okulu bi sene daha uzatir ve s. Guya hosunuza giden insanlar eninde sonunda olmuyor – vefat etmiyor – da, hep sevmediklerinizi feci olum bekliyor.

    Yorum�Yorumlar yazan: sdfgs | 3 Mayıs, 2007 | Yanıtla


Yorum yapın