“Müslümanlar güçlü olmalı” tezi / “müslümanlar neden güçsüz” saptırması
Başlığın ilk bölümü kimi mümin kardeşlerde takinti haline gelmis, kimisi de fikirden (güç/güçlü olmak bize hep pozitif olarak enjekte edildiğinden – Bkz:Kemalist eğitim sistemi) sorgulamadan etkilenmis.
***İlave açıklama gereği***
Yanlış anlamaları ortadan kaldırmak amamcıyla : Tabii ki müslümanların güçsüz olmasını istediğim yok.
Amacım müslümanın odağının dünya değil ahiret, dünyayı kazanmak değil Allah(cc) rızasını kazanmak olması gerektiğini vurgulamak; dünyaya yönelik yaptığı işlerde de Hak ve Adaletten sapmaması ve helal yoldan çıkmaya bu kılıfı kullanmamasını tavsiye etmektir. Sürç-i lisan ettiysek affola.
***
Tam aksini savunan bir şeyler yazacaktım ki, M.Şevki Eygi’nin bir yazısına rastladım, kolay olanı tercih edip paste ediyorum.
Başlığın ikinci bölümüyle ilgili bu yazının sonunda aktarmaya çalıştım.
http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=18370
MÜSLÜMAN güçlü olmalıdır… Bazıları bu sözün arkasına sığınarak İslâm’a aykırı işler yapıyor. Neler yapıyorlar? Bir kısmını madde madde yazayım:
Güçlü olmak için gayr-i meşru gelirler, kazançlar, servetler elde ediyor; kara ve kirli servet babası oluyorlar. Böyle bir şeyi dinimiz kesinlikle yasaklamıştır. Bu, güçlenmek değildir.
İhalelere fesat karıştırıyorlar. Bu da dinimizce yasaklanmıştır.
Emanetlere hıyanet ederek işleri, vazifeleri, makam ve mevkileri, memuriyetleri ehil olmayan akrabalarına, yakınlarına, dost ve arkadaşlarına veriyorlar. Bu da İslâm’a göre suçtur, hıyanettir, büyük günahtır, bir ülke ve toplumun çökme sebebidir.
Riba veya ribaya benzer işler yaparak haram kazançlar elde ediyorlar. Bu ise güçlenmek değil, çökmek ve yıkılmak, belasını bulmak demektir.
Yüce İslâm dini elbette mü’minlerin güçlü olmalarını ister. Bu güç nasıl elde edilir?
1. Bilgi ve kültür gücü. Hem İslâm’ı, hem çağdaş bilgileri iyi öğrenirsin, güçlü olursun. Bir misal (örnek) vereyim: İçte ve dışta binlerce yüksek lisans, doktora yapmış kudretli hukukçular yetiştirirsin. Bunlara, paralel ve alternatif bir eğitimle fevkalade bir hukuk uzmanlığı ve genel kültür kazandırırsın. Bu üstün ve kudretli hukukçular yargı sistemi içinde hizmet alırlar. Hem ülkeye, hem halka, hem devlete hizmet ederler.
2. Ahlâk ve karakter üstünlüğü de büyük bir güçtür. Müslüman yalan söylemez, Müslüman aldatmaz, Müslüman emanete hıyanet etmez, Müslüman âdildir, Müslüman firasetlidir, Müslüman kötülüğü iyilikle def eder, Müslüman faziletlidir, böyle Müslümana düşmanları bile güvenir… Böyle olmayacak, bin türlü dalavere çevirecek, malı götürecek ve sonra da güçlü Müslüman olacak… Böyle düşünenler Müslüman değildir, Şeytandır, münafıktır, rezildir, alçaktır. Allah belalarını versin!..
3. Müslüman, güzel insan demektir. Müslümanın ayağının bastığı, elinin uzandığı her yer güzel olur. Müslümanın evi güzeldir, tavır ve hareketleri güzeldir, her hali güzeldir. Onda abusiyet, çirkinlik, haşinlik yoktur. Vaktiyle Endülüs’ün güzel olması; Herat’ın, Osmanlı şehirlerinin, tarihî Bursa’nın güzel olması gibi.
Güçlü olmak, yukarıda saydığım üç faktörle, üç boyutla kazanılan bir sıfattır. Hırsızlıkla, yolsuzlukla, haramla değil.
Sevgili genç Müslümanlar!.. Bazı İslâmcı ağabeylerimiz gibi biz de güçlü olacağız diyerek şeytanın tuzaklarına düşmeyiniz. Peygamber Efendimiz, Ashab-ı Kiram, Selef-i Sâlihîn, her asırda yaşamış örnek ve büyük Müslümanlar gibi güçlü olmaya çalışınız.
Para ile elde edilen güç gerçek ve hayırlı güç değildir. Para biter, güç gider… Gerçek güç inançtadır, salih amellerdedir, ilim ve irfandadır, ahlâk ve fazilettedir, sanat ve güzelliktedir.
Gerçek güç zühd ve takvadadır… Kur’an’a ve Sünnete uymaktadır. Haram ve yolsuzlukla elde edilen sahte güç şeytanîdir. Amiyane olacak ama size iki sofradan bahs etmek istiyorum:
Birinci sofra: Çok mükellef ye muhteşem bir sofra… Ortada kızarmış bütün bir kuzu. İçi baharatlı tereyağlı garnitürlü pilavla dolu… Öteki yemekler: Özbekistan işi bıldırcınlı çorba… Zeytinyağlı baklalı enginar.,. Makedonya böreği… Köfteler… Dolmalar, soğuk yemekler… Kıymalı mıhlama yumurta… Salatalar, cacıklar, turşular… Daha bitmedi: Şerbetler, yayla yoğurdundan ayran, saf meyve suları… Hangisinden içersen iç… Sonracığıma kaymaklı kadayıf, billuriye tatlısı, birkaç tatlı daha… Yemeğin üzerine kahveler, çaylar… Bu birinci sofra, Müslüman güçlü olmalıdır diye haram yiyen, haram kazanan, Şeriata aykırı işler yapan birinin kara ve kirli servetiyle bu şekilde donanmış…
İkinci sofra: Tarhana çorbası, bulgur pilavı, üzüm hoşafı. Bütçe yetişmediği için ayran yapamamışlar, su ile yenecek… Lakin bu sofra helâl ve tayyip para ile hazırlanmış. İçinde bir zerre bile şüpheli bir kazanç yok. Adam alnının teriyle çalışmış, helal kazanç elde etmiş de bu sofrayı donatmış…
Bu iki sofradan hangisinde yemek yiyeceğiz? Tabiî ki, ikincisinde. Çünkü o Allah’ın rızasına, Peygamberin sünnetine, ahlâka, hikmete (bilgeliğe), fazilete uygundur. Onun lokmaları insana şifa olur, birinci sofranınkilerse ateş olur, dert olur…
Güç ikinci sofradadır.
Ülkeyi soyarak, halkı aldatıp dolandırarak güç olmaz, kuvvet olmaz.
Tam aksine zillet, rezalet, kepazelik, hezimet, uğursuzluk olur.
Allah helâlinden ne verdiyse ona razı olmalıyız. Bulgur pilavı, makarna, patates, nohut, mercimek hattâ kuru ekmek… Kesinlikle dinin, şeriatın, Kur’an’ın, Sünnetin, fıkhın, İslâm ahlâkının sınırları dışına çıkmamalıyız.
Hattâ, helal yoldan zengin olsak bile mütevazı, basit, sünnete uygun, israf ve gösterişten uzak bir hayat sürmeliyiz.
Doğru olan budur.
————————-
Sözü yine ele alıp bir de “müslümanlar neden güçsüz, islam ülkeleri neden zayıf” vb. ajitasyonlarla hak dine vurmaya çalışanlara daha önce gönderdiğim cevabi mektubumu da burada paylaşmak istiyorum :
Adalete inaniyoruz, merhamete inaniyoruz.
Hayırlı Cumalar
İmrân ifan Husayn (R) şöyle dedi:
Bir kimse:
— Yâ Rasûlallah! Cennet ehli, ateş ehlinden (ayırdedilip) tanınıyor mu? diye sordu.
Rasûlullah (S):
— “Evet (ayırdedilip bilinir)” buyurdu.
O zât:
— Öyleyse (yânı cennetlik, cehenneml ik ezelde biliniyor sa) işleyip çalışanlar niye böyle amel edip duruyorla r? dedi.
Rasûlullah:
— “Herkes niçin yaratılmışsa, onun için çalışır -yâhud: Kendisi için kolaylaştırılıp hazırlanan şey için çalışır-” buyurdu
Sahih-i BUHARİ, KİTÂBU’L-KADER