Ergenekon – PKK bağlantısı / DTP’nin Apo üzerinden “bak kuş geçiyor” yaygarası
http://www.taraf.com.tr/makale/2517.htm
Olgunlaşmış bir iddia olarak “PKK-Ergenekon bağı” ve gazetecilerin görevi…
Alper Görmüş’ün Medyakronik köşesinden alıntı
…
Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiası, bütün bu aşamalardan geçti, olgunlaştı. İddia, bugün artık şaşkınlıkla karışık da olsa herkes tarafından ciddiye alınıyor. Ergenekon davası konusunda Zaman gazetesine (2 kasım) bir demeç veren Londra’daki King’s College Üniversitesi Savunma Araştırmaları Bölüm Başkanı Bill Park, “Bu ilişkinin kendisini çok şaşırttığını, Türk halkının bu olayı anlaması için davanın kesintisiz bir biçimde devam etmesi” gerektiğini söylüyor.
Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiası, bütün bu aşamalardan geçti, olgunlaştı. İddia, bugün artık şaşkınlıkla karışık da olsa herkes tarafından ciddiye alınıyor. Ergenekon davası konusunda Zaman gazetesine (2 kasım) bir demeç veren Londra’daki King’s College Üniversitesi Savunma Araştırmaları Bölüm Başkanı Bill Park, “Bu ilişkinin kendisini çok şaşırttığını, Türk halkının bu olayı anlaması için davanın kesintisiz bir biçimde devam etmesi” gerektiğini söylüyor.
….
“Yıldıray Oğur, Öcalan’ı Woodoo bebeğine benzeterek çok şey anlatan mükemmel bir yazı yazdı çarşamba günü. Gerçekten de durum tam dediği gibi: Ona bir iğne batırıldığında, yalnız bir kişi değil, binlerce insan iğne yemiş gibi hissediyor kendisini.”
Yıldıray Oğur’a göre, benzerlerini daha önce de gördüğümüz ve hep aynı sonucu doğuran (Güneydoğu’da büyük toplumsal olaylar) bu “iğne batırmalar”ın müsebbibi, Öcalan’ı İmralı’da kontrolü altında tutan güçlerdi.
“Aaa… Ne tesadüf!”
Şimdi sıra yukarıda değindiğim manşet-habere geldi… Vakit gazetesi, Oğur’un yazısından üç gün sonra (25 ekim), Öcalan’a kötü muamele iddialarına ve dolayısıyla olayların ortaya çıktığı günlerde Türkiye’de başka neler olduğuna göz atan bir haber yayımladı. “Aaa… Ne tesadüf!” başlıklı manşet-haberin alt başlık ve spotlarında şöyle deniyordu:
“Ergenekon-PKK bağlantılarının deşilmeye başlandığı her yargılama sürecinde, DTP’lilerin Öcalan ile ilgili asılsız bir iddia ortaya atarak, kamuoyunun dikkatini başka yönlere sevk etmesi ve yargıyı etkileme çabası içine girmesi dikkatleri çekiyor… ÖCALAN ZEHİRLENDİ İDDİASI: Küre ve Atabeyler operasyonları ve ardından yargılamanın başladığı süreçte, yargının derinlere inmesi ve davanın PKK’ya uzanması üzerine ‘Öcalan zehirlendi’ iddiaları ortaya atılmıştı… ‘KAFASI KAZITILDI’ İDDİASI: Ergenekon’un ilk ayağı olan Girdap operasyonunda VKGB lideri Taner Ünal’ın gözaltına alınıp tutuklanmasının hemen ertesi gününde ‘Öcalan’ın kafası kazıtıldı’ iddiaları gündeme getirilmişti… ŞİMDİ DE İŞKENCE İDDİASI: Asrın davası olarak nitelenen ve iddianamesinde PKK-Ergenekon ilişkilerine sayfalarca yer verilen Ergenekon duruşması sürecinde ise bu defa da ‘Öcalan’a işkence yapıldığı’ iddiası ortaya atıldı.”
Yıldıray Oğur’un köşesi ile Vakit’in haberi arasındaki “yorum farkı”na takılmayın lütfen, işin o yanı, tartıştığımız mesele açısından tali bir mesele… Fakat yine de ben kendi düşüncemi söyleyeyim: Bana kalırsa, Yıldıray Oğur’un yorumu (“birilerinin Öcalan’a İmralı’da gerçekten de iğne batırdığı”) bir köşe yazısı çerçevesinde makuldür, fakat Vakit’in yorumu (“iğne falan batırılmıyor, bunlar yalan”) bir haber çerçevesinde makul değildir. İmralı’da Öcalan’ı kontrol eden güçlerin asla böyle şeyler yapmayacağı görüşü köşe yazılarında savunulabilir, fakat bir haberin böyle bir yükün altına girmesi hiç doğru olmaz. Kaldı ki, “The Köşe Yazarı” Ertuğrul Özkök bile “O gün İmralı’da ne oldu?” başlıklı yazısında (1 kasım) Vakit’ten çok daha temkinli bir dil kullanmayı tercih etmişti.
Asıl konuma dönersem: Vakit’in üç olayda geriye giderek yaptığı incelemeyi ben de kontrol ettim. Gerçekten de, “Öcalan’a kötü muamele” iddiaları, her seferinde derin devlet bağlantılı olduğu öne sürülen örgütlenmelerle ilgili çok önemli gelişmelerin yaşandığı günlere rastlıyor.
Siz ister Yıldıray Oğur’un ister Vakit’in yorumunu benimseyin, sonuç değişmiyor. O sonuç şudur: Bütün bu “tesadüf”ler, Türkiye’de, devlet içindeki karanlık güçlerle PKK’nın ya da PKK içindeki bazı kesimlerin örtülü bir işbirliği içinde olabilecekleri iddiasına çok kuvvetli karineler teşkil eden “tesadüf”lerdir.
Fakat şu da var: İyi gazeteciliğin bir unsuru da, varsayımlarını kuvvetlendiren gelişmeleri varsayımlarının kanıtı gibi görmemektir. Bu türden aşırı heyecanlar, gazeteciyi kendi varsayımlarının esiri yapabilir ve aslında başka bir yerde kendi mecrasında akmakta olan gerçeği ıskalama sonucunu doğurabilir.
Örneğimize dönersek: Belki de bu “tesadüf”ler gerçekten de “tesadüf”ten ibarettir. Gerçekte Vakit’in haberinde ima edilen bağlantı yoktur ve “iğne”ler sırf Kürtlerden bir tepki alabilmek için batırılmaktadır.
Sonuç olarak: İyi gazetecilik, Ergenekon-PKK bağlantısını ciddiye almalı ve konu üzerinde yoğunlaşmalıdır, fakat bu arada kendini “aşırı heyecan”lardan uzak tutabilmeyi de bilmelidir.