Gönderen: ogrendiklerim | 11 Şubat, 2012

Olagan Supheliler

Geçen hafta, 28 Şubat’ın en büyük mağduru başörtülülerin zorlukları nasıl aşarak başarılı olduklarından bahsetmiştim. İşin bir de öteki tarafına bakalım: Meşhur kararların sene-i devriyesi yaklaşırken; sade vatandaşın nasıl zulumlere maruz bırakıldığını, hayatların nasıl karartıldığını belki en iyi Bursalılar hatırlar.
Bu meşum proje, dönemin Bursa valisi Orhan Taşanlar’ın da etkin rolü ile önce Bursa’da devreye alınmıştı. İmam hatipli genç kızların gözyaşları halâ hafızalarımızda. Öyle bir dönem ki, Ergenekon’un 7 numarası olduğu iddia edilen Tuğgeneral Levent Ersöz, Bursa Jandarma Bölge Komutanı!
Yapılan baskı ve zulumleri anlatmaya ciltler yetmez. Bugün sadece kendi başıma gelenleri anlatayım ki, gerisini siz tahmin edin…
Umutsuzluğun hakim olduğu ve Türkiye’nin geleceğini karanlik gördüğümüz günlerden bahsediyorum. Genç bir mühendis olarak silahlı kuvvetlerde sivil olarak görev yapıyorum. “Kamu işcisi” statüsünde çalışıyoruz, 1457 sayılı yasaya tabi ve sendikalıyım. Muhtemelen 2001 yılı, yeni evliyim ve bir bebeğimiz olmuş. İşe başladığımdan beri birliğin içindeki camide vakit ve cuma namazlarını bir çok işçi ve mühendis arkadaşla birlikte kılıyorum. 28 şubat öncesinde subay/astsubay da, vakitler dahil camiye gelirken; muvazzafların birden ayağı kesiliyor. Duyuyoruz ki, uyarılmışlar! Sivillere bir şey diyen olmadığı için biz camiye devam ediyoruz. Paralelde, dönem dönem işten çıkarmalar yaşanıyor. “İrtica” gerekçesiyle açıklansa da işten çıkarmalar, çıkarılanlara yasal tazminatları ödeniyor bizlerin vergisiyle. Kimsenin aklına da gelmiyor: “Suçluysa neden tazminat ödüyorsun, kimin parasıyla kimi işten çıkarıyorsun?” diye sormak! Ya da cesaret edemiyoruz. Cesaret etsen de, kimi kime şikayet edeceksin? Sendika mı? “Yapılacak bir şey olmadığına” ikna ediyor bizi…
Uzatmayalım, bir gün bir yakınımdan telefon aldım ve “güvenli bir hattan kendisini aramamı” istedi. Aradığımda “takibe alındığımı, özel hayatımın izlendiğini ve telefonlarımın dinlendiğini” söyledi. Takibatın muhtemel neticesi ise işten çıkarmaydı! Benim için beklenmedik bir haberdi. Herhangi bir siyasi parti ya da cemaat bağlantım, liderliğim ya da etrafımda toplanan insanlar yoktu. Öte yandan bir o kadar da normaldi, çünkü dönem itibariyle tüm dindar kesim “olağan şüpheliydi”.
Tabii ki bununla kalmadı! Görevde olduğum bir vakit, evimize takım elbiseli bir adam gelip, eşime “işyerimden geldiğini” söyleyerek eve girmek için izin istiyor. Eşim de gayrı ihtiyari kimlik sormadan buyur ediyor. Benimle ilgili belgeleri sorarken evin duvarlarını kontrol eden şahıs; eşime başörtüsünü nasıl bağlayacağı, dışarıda nasıl giyineceği, etliye sütlüye bulaşmamamız gerektiği konularında “tavsiyelerde” bulunuyor ve “böyle yaparsak problem olmayacağını” söyleyerek üstü kapalı tehdit ediyor. “Daha da yeni bebeğiniz olmuş” şeklinde gözdağı veriyor.
O dönemde ailecek psikolojimizi negatif etkileyen bu olay karşısında malesef her hangi bir şikayette bulunanadığımız gibi bizden istenilenlere uymaya çalıştığımız korku dönemleri de oldu. Biliyorduk ki bu olayı yetkililere anlatıp şikayetçi olsak, en iyi ihtimalle “Bu ne ki!” denilecek, belki de şikayetimiz yüzünden baskılar artacaktı.
Gerçekten de bizim yaşadıklarımızın 28 şubat trajedileri yanında esamesi okunmazdı. Gerisini siz hesab edin…


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 244 other followers