Ogrendiklerim / Lessons learned

igneyi kendine batiranlar icin..

hür ve kabul edilmiş masonlar listesi

dosya ismine göre Haziran 2005 tarihine kadar geçerli liste.

http://www.acikistihbarat.com/Dosyalar/hur-kabul-edilmis-masonlar06062005.txt

aşağıdaki linkten de  dosyayı indirebilirsiniz.

hur-kabul-edilmis-masonlar06062005

9 Temmuz, 2008 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | Henüz Yorum Yok

müslümanlar neden güçsüz – 2

bu hamur daha çok su kaldırır kardeşler.

ahlaksızca güçlü olmaktansa güçsüz olmayı tercih edeceğimi ifade etmiştim.

şimdi “neden mükemmel bir inanca sahipken, tarihte maddi hakimiyetin de güzel örnekleri(Asr-ı Saadet, Endülüs, Osmanlı) varken, geri kaldığımızın sorgulanma zamanı.

derim ki ; ilerlemenin birinci şartı :  özeleştiridir, böylece yanlışı kötüyü ayıklamaktır, iyiyi ikame etmektir. (kaliteci ağzıyla Kaizen : sürekli iyileştirme)

kendimize bakalım mı? günümüz müslümanları özeleştiri yapabiliyor mu? kocaman bir hayır benim cevabım. Bulmuşuz kendimize düşmanları : ABD ve yahudi. Herşeyin suçlusu onlar. Her taşın altından çıkıyorlar, sanki -haşa- tanrı gibi, her şeyden haberdar / her şeye kadir kıldık onları gözümüzde büyüterek.

Hizbullah israil’e ne yaptı? lübnan’a girdiğine pişman etmedi mi? israil kuyruğunu kıstırıp geri dönmedi mi? 500 sene önce değil canım, geçen sene! eee, nerde teknolojileri, mossad’ları?

ABD; Afganistan’da, Irak’ta başarılı mı oldu dersiniz? Kan, vahşet, ırza geçme, kardeşi kardeşe düşürme. Bütün dünya biliyor yalanlarını. ABD hükmedebiliyor mu sizce?

Şu anda müslümanın kendinden başka engeli yok arkadaşlar!

kendimizden başlayarak eleştiriyi hayata geçirmeliyiz. dünyayı anlamaya çalışmalıyız. olanları tanımlayıp nerede durmamız gerektiğini bulmalıyız. Ahlakın en güzel ilkelerine biz sahibiz, Allah akıl da vermiş, neden geri kalalım?

evet, müslümanın nihai hedefi ahirettir. demiyorum ki dünyayı hedef edinelim, zenginleşelim, muhafazakar-kapitalisler olalım. Hayır, rol model olalım dünyaya, ahlakımızla, yaşantımızla örnek olalım, insanlar müslümanlara özensin. bugün böyle bir resimden bahsedebilir miyiz?

amacımız islam’ın yaşanmasını genişletmektir bu yolda. Yalnız Allah’a kul olmayı özendirmektir.

müslümanlar boş işlerden yüz çevirebiliyor mu?

Müminun
(3)
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.

TV karşısında geçen ömrümüz ne kadar acınasıdır.  Alışveriş merkezleri -ki- modern zamanın tapınaklarıdır, türlü oyunlarla bize ihtiyacımız olmayan şeyleri ambalajlayıp satmaktadır. “Şeytan’ın çalışma ofisi neresidir?” deseler “AVM’leridir” derim. Futbola harcadığımız zaman tam da “faydasız iş” kapsamına girmiyor mu? Kaç tane babayiğit var milli maç varken “yok, ben kitabımı okuyayım, bana daha faydalı” diyebilen?

dünyamızda olanlara nasıl bakıyoruz?

Söz etmeden geçmek olmaz : Irak, Filistin, Lübnan, Afganistan, Sudan, Açe, Moro…

Müslümanlar savaşıyor, çözümümüz var mı? Destek oluyor muyuz? Aklımıza geliyor mu?

Etyopya, Tanzanya, Kongo, Botswana, Mozambik.. bu ülkelerin ortak özelliği halkının %35′inden fazlasın olması. gözlerimizin yaşarmamaması kalbimizin katılaşmasından mı? Bu halkların yanında Birleşmiş Milletler yerine Ümmet-i Muhammed(sav) olması lazım değil mi?

Türkiye Müslümanlarının iletişim sorunu

İletişim devrindeyiz, internette bir bilgiye ulaşma/gönderme hızınız enter’a basma kabiliyetinizle orantılı artık. ama bizim, bırakın dünya müslümanlarıyla iletişimimizi; kendi ülkemizde, şehrimizde, mahallemizde, bizim camiye çıkan müslümanlar arasında iletişimimiz yok. Bir araya gelmiyoruz. Dertleri paylaşmıyoruz, sorunları konuşmuyoruz, çözüm aramıyoruz.

Cemaat liderleri bir araya gelmiyor, ortak bir aklın, vicdanın sesi olmuyorlar. Bir müslüman alim/önder yok Türkiye’de ki; vicdanın sesi olsun, bir açıklama yaptığında herkes “doğru, haklı” desin. Cemaatlerimiz gizemlerle idare ediliyor. “Bir şekilde işlerin düzeleceği” mistisizmiyle herkes kendi küçük otorite alanını korumaya bakıyor. Aksiyona geçen yok. ”Küçük olsun, benim olsun” zihniyetiyle devam ediyoruz. Endülüs çökerken oluşan küçük beylikler, birlik olmak yerine kendini korumak için düşmanla ortaklık yapı diğer müslüman beyliklere karşı çıkmışlar. sonra düşman onları da yoketmiş. Halimiz onlara benziyor mu? Öyle gruplar var ki içimizde, müslümanları bırakıp, dünyanın en aşağılık güç ve çıkar odaklarıyla işbirliği yapabiliyor. Ahlak?

Ey müslümanlar,

ne diyorsunuz? böyle (Kuran’da birçok defa “aklınızı kullanmıyor musunuz?” diyen Rabbimizin uyarısını dikkate almadan) devam ederken, Allah bizi cennetine koyar mı dersiniz?

Ne yapalım?

22 Haziran, 2008 Yazan: ogrendiklerim | tartisma | | 2 Yorumlar

“Dünyanın İncisi” Endülüs İslam Uygarlığı

İslam’a saldırıların entellektüel boyutta manipule edilerek, art niyetlilerce medyaya servis edildiği dönemde, müslümanların kurduğu uygurlıklarından biri Endülüs’e biraz eğilelim.

Avrupa ve Batı hayranlığının laik/çağdaş/kemalist eğitim sistemimiz tarafından beynimize kazındığı bir nesiliz.  Avrupa’yı Avrupa yapanın ise Endülüs olduğu tabii ki pas geçildi. -Allah muhafaza- anlaşılırsa, İslam ve müslümanlar gönüllerde puan kazanır da kemalist sistem sorgulanırdı çünkü.

Biz anlamaya çalışalım –>

Buyrun ilk bilgiler :

http://tr.wikipedia.org/wiki/End%C3%BCl%C3%BCs

tr.wikipedia.org ‘ da “endülüs” aratmanız yeterli.

Müslümanlar 800 yıla yakın İber yarımadasında hüküm sürmüş. Tarık bin Ziyad (Allah ondan razı olsun) hepinizin bildiği gibi gemilerini yakarak bugünkü ispanya’ya ayak basmış, önce toprakları sonra gönülleri fethetmiş.

Mülûkü’t-Tavâif Döneminde Endülüs (XI. Yüzyıl) 

Kaynak : endulus.net

NEDEN Endülüs ÖZEL?

Tarihte belki tek örnek : üç büyük din mensuplarının barış içinde (müslüman idaresinde) yaşadığı bir uygarlık. Öyle ki; en büyük bazı Yahudi alim ve sanatkarları Endülüs’te yetişiyor.

Bu güzelliğe tecavüz edip harab eden yine haçlılar oluyor.  Bu nedenle pek çok aydın Avrupalı Hristyan bağnazlığına karşı konuşurken Endülüs’ü güzel örnek niyetiyle anlatıyor.

(Telaffuz etmeye değmez ama Türkiye’de fesat yayan odaklar da aynı haçlı zihniyetinin haramzadeleri. Yaptıkları: kendi pisliklerini, altın kaselerde, saflara, kevser olarak yutturmaları

-yutmasınlar kardeşim: kemalist eğitim sisteminin sınırlarında kalanlar sorgulamayı öğrenmezler. Her şey dışardan enjekte edilir ve ya siyah, ya da beyaz olmak zorundadır.

ya türk’sün, ya da düşman. ortası yok.
Devletleri ve resmi ideolojileri kutsaldır, ne derse doğrudur.

BKZ : Şerif Mardin “Kemalizm kuru bir ideolojidir“)

Neyse, kusura bakmayın.

Bugünkü Paris, Oxford üniversiteleri tamamen Endülüs üniversite modeline göre kurulu. Hatta ingiltere’de ilk bilimsel okulu kurucusu Roger Bacon (12.yy) Endülüs’ten eğitim alıyor ve bunu açıkça da yazıyor.

Araştırdıkça aktarmaya devam edeceğim ancak burada bazı kaynakları vermek istiyorum :

Müslümanların bilime katkılarını anlatan bir kitap ve sitede tanıtımı(ingilizce) : www.1001inventions.com

Endülüs üzerine Türkçe değerli bir site : http://www.endulus.net/anasayfa.html

Türkçe kitaplar :

Ziya Paşa – Endülüs Tarihi

Maria Rosa Menocal – Dünyanın İncisi Endülüs Modeli

Sigrid Hunke – İslam Güneşi/ Avrupa’nın Üzerine Doğan

15 Haziran, 2008 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | 2 Yorumlar

Tuzak kuranlar her zaman hedefine ulaşabilir mi?

ENBİYA 58. Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti. <!– –>
 
59. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler. <!– –>
 
60. (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler. <!– –>
 
61. (Bir kısmı da) “O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler. <!– –>
 
62. (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler. <!– –>
 
63. Dedi ki, “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun, bakalım!” <!– –>
 
64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. <!– –>
 
65. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler. <!– –>
 
66. İbrahim şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” <!– –>
 
67. “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” <!– –>
 
68. (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin” dediler. <!– –>
 
69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. <!– –>
 
70. Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.

6 Haziran, 2008 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | Henüz Yorum Yok

faideli bilgiler – bilgisayar

aşağıdaki linkte bilgisayar toplama ve parçalarla ilgili işinize yarayabilecek bilgilere ulaşabilirsiniz.

ana başlıklar :

1-PC DONANIM REHBERİ
2-TOPLAMA BİLGİSAYAR & MARKA BİLGİSAYAR
3-DONANIM TEKNİK TERİMLER VE DONANIM SEÇİMİ
4-RESİMLİ PC MONTAJI
5-SESSİZLEŞTİRME VE SOĞUTMA ÖNERİLERİ
6-RAİD VE SIK SORULAN SORULAR
7-FORMAT NASIL ATILIR

http://forum.donanimhaber.com/m_4875972/tm.htm

Forumların diğer bölümlerinde ise internet, uydu, dijital kameralar, cep telefonları, gps, oyunlar, otomobil vb. birçok konuda tartışmaları okuyup dahil olabilirsiniz.

 

 

 

4 Haziran, 2008 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | Henüz Yorum Yok

“Müslümanlar güçlü olmalı” tezi / “müslümanlar neden güçsüz” saptırması

Başlığın ilk bölümü kimi mümin kardeşlerde takinti haline gelmis, kimisi de fikirden (güç/güçlü olmak bize hep pozitif olarak enjekte edildiğinden – Bkz:Kemalist eğitim sistemi) sorgulamadan etkilenmis.

***İlave açıklama gereği***

Yanlış anlamaları ortadan kaldırmak amamcıyla : Tabii ki müslümanların güçsüz olmasını istediğim yok.

Amacım müslümanın odağının dünya değil ahiret, dünyayı kazanmak değil Allah(cc) rızasını kazanmak olması gerektiğini vurgulamak; dünyaya yönelik yaptığı işlerde de Hak ve Adaletten sapmaması ve helal yoldan çıkmaya bu kılıfı kullanmamasını tavsiye etmektir. Sürç-i lisan ettiysek affola.

***

Tam aksini savunan bir şeyler yazacaktım ki, M.Şevki Eygi’nin bir yazısına rastladım, kolay olanı tercih edip paste ediyorum.

Başlığın ikinci bölümüyle ilgili bu yazının sonunda aktarmaya çalıştım.

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=18370

MÜSLÜMAN güçlü olmalıdır… Bazıları bu sözün arkasına sığınarak İslâm’a aykırı işler yapıyor. Neler yapıyorlar? Bir kısmını madde madde yazayım:

Güçlü olmak için gayr-i meşru gelirler, kazançlar, servetler elde ediyor; kara ve kirli servet babası oluyorlar. Böyle bir şeyi dinimiz kesinlikle yasaklamıştır. Bu, güçlenmek değildir.

İhalelere fesat karıştırıyorlar. Bu da dinimizce yasaklanmıştır.

Emanetlere hıyanet ederek işleri, vazifeleri, makam ve mevkileri, memuriyetleri ehil olmayan akrabalarına, yakınlarına, dost ve arkadaşlarına veriyorlar. Bu da İslâm’a göre suçtur, hıyanettir, büyük günahtır, bir ülke ve toplumun çökme sebebidir.

Riba veya ribaya benzer işler yaparak haram kazançlar elde ediyorlar. Bu ise güçlenmek değil, çökmek ve yıkılmak, belasını bulmak demektir.

Yüce İslâm dini elbette mü’minlerin güçlü olmalarını ister. Bu güç nasıl elde edilir?

1. Bilgi ve kültür gücü. Hem İslâm’ı, hem çağdaş bilgileri iyi öğrenirsin, güçlü olursun. Bir misal (örnek) vereyim: İçte ve dışta binlerce yüksek lisans, doktora yapmış kudretli hukukçular yetiştirirsin. Bunlara, paralel ve alternatif bir eğitimle fevkalade bir hukuk uzmanlığı ve genel kültür kazandırırsın. Bu üstün ve kudretli hukukçular yargı sistemi içinde hizmet alırlar. Hem ülkeye, hem halka, hem devlete hizmet ederler.

2. Ahlâk ve karakter üstünlüğü de büyük bir güçtür. Müslüman yalan söylemez, Müslüman aldatmaz, Müslüman emanete hıyanet etmez, Müslüman âdildir, Müslüman firasetlidir, Müslüman kötülüğü iyilikle def eder, Müslüman faziletlidir, böyle Müslümana düşmanları bile güvenir… Böyle olmayacak, bin türlü dalavere çevirecek, malı götürecek ve sonra da güçlü Müslüman olacak… Böyle düşünenler Müslüman değildir, Şeytandır, münafıktır, rezildir, alçaktır. Allah belalarını versin!..

3. Müslüman, güzel insan demektir. Müslümanın ayağının bastığı, elinin uzandığı her yer güzel olur. Müslümanın evi güzeldir, tavır ve hareketleri güzeldir, her hali güzeldir. Onda abusiyet, çirkinlik, haşinlik yoktur. Vaktiyle Endülüs’ün güzel olması; Herat’ın, Osmanlı şehirlerinin, tarihî Bursa’nın güzel olması gibi.

Güçlü olmak, yukarıda saydığım üç faktörle, üç boyutla kazanılan bir sıfattır. Hırsızlıkla, yolsuzlukla, haramla değil.

Sevgili genç Müslümanlar!.. Bazı İslâmcı ağabeylerimiz gibi biz de güçlü olacağız diyerek şeytanın tuzaklarına düşmeyiniz. Peygamber Efendimiz, Ashab-ı Kiram, Selef-i Sâlihîn, her asırda yaşamış örnek ve büyük Müslümanlar gibi güçlü olmaya çalışınız.

Para ile elde edilen güç gerçek ve hayırlı güç değildir. Para biter, güç gider… Gerçek güç inançtadır, salih amellerdedir, ilim ve irfandadır, ahlâk ve fazilettedir, sanat ve güzelliktedir.

Gerçek güç zühd ve takvadadır… Kur’an’a ve Sünnete uymaktadır. Haram ve yolsuzlukla elde edilen sahte güç şeytanîdir. Amiyane olacak ama size iki sofradan bahs etmek istiyorum:

Birinci sofra: Çok mükellef ye muhteşem bir sofra… Ortada kızarmış bütün bir kuzu. İçi baharatlı tereyağlı garnitürlü pilavla dolu… Öteki yemekler: Özbekistan işi bıldırcınlı çorba… Zeytinyağlı baklalı enginar.,. Makedonya böreği… Köfteler… Dolmalar, soğuk yemekler… Kıymalı mıhlama yumurta… Salatalar, cacıklar, turşular… Daha bitmedi: Şerbetler, yayla yoğurdundan ayran, saf meyve suları… Hangisinden içersen iç… Sonracığıma kaymaklı kadayıf, billuriye tatlısı, birkaç tatlı daha… Yemeğin üzerine kahveler, çaylar… Bu birinci sofra, Müslüman güçlü olmalıdır diye haram yiyen, haram kazanan, Şeriata aykırı işler yapan birinin kara ve kirli servetiyle bu şekilde donanmış…

İkinci sofra: Tarhana çorbası, bulgur pilavı, üzüm hoşafı. Bütçe yetişmediği için ayran yapamamışlar, su ile yenecek… Lakin bu sofra helâl ve tayyip para ile hazırlanmış. İçinde bir zerre bile şüpheli bir kazanç yok. Adam alnının teriyle çalışmış, helal kazanç elde etmiş de bu sofrayı donatmış…       

Bu iki sofradan hangisinde yemek yiyeceğiz? Tabiî ki, ikincisinde. Çünkü o Allah’ın rızasına, Peygamberin sünnetine, ahlâka, hikmete (bilgeliğe), fazilete uygundur. Onun lokmaları insana şifa olur, birinci sofranınkilerse ateş olur, dert olur…

Güç ikinci sofradadır.

Ülkeyi soyarak, halkı aldatıp dolandırarak güç olmaz, kuvvet olmaz.

Tam aksine zillet, rezalet, kepazelik, hezimet, uğursuzluk olur.

Allah helâlinden ne verdiyse ona razı olmalıyız. Bulgur pilavı, makarna, patates, nohut, mercimek hattâ kuru ekmek… Kesinlikle dinin, şeriatın, Kur’an’ın, Sünnetin, fıkhın, İslâm ahlâkının sınırları dışına çıkmamalıyız.

Hattâ, helal yoldan zengin olsak bile mütevazı, basit, sünnete uygun, israf ve gösterişten uzak bir hayat sürmeliyiz.

Doğru olan budur.

————————-

Sözü yine ele alıp bir de “müslümanlar neden güçsüz, islam ülkeleri neden zayıf” vb. ajitasyonlarla hak dine vurmaya çalışanlara daha önce gönderdiğim cevabi mektubumu da burada paylaşmak istiyorum :

Muslumanlar neden guclu olsun ki?
İsrail guclu(yazida pek ovulen) ama bebek katili, teknoloji hirsizi, israil=Mossad(sifat olarak kullaniyorum), israil=ariel şaron, dunyanin en nefret edilen toplumu.
Amerika guclu ama petrol somurucusu, cocuk katili, fitne/dalavereci, Afrika yok edicisi, kole kanlari uzerinde yukselmis bir toplum.
 
Allah’a hamdolsun guclu degiliz, Amerika, İsrail degiliz, yahudilere benzemiyoruz.
 
Cikarimiz icin dunyayi kana bulamiyoruz.
Dusenin elinden tutuyoruz.
Yoksula yardim ediyoruz.
Guce tapmiyoruz, Allah’a tapiyoruz.
Adalete inaniyoruz, merhamete inaniyoruz.
Selametle,
Hayri.

 

 

29 Mayıs, 2008 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | 3 Yorumlar

Hayırlı Cumalar

İmrân ifan Husayn (R) şöyle dedi:

Bir kimse:
— Yâ Rasûlallah! Cennet ehli, ateş ehlinden (ayırdedilip) tanınıyor mu? diye sordu.
Rasûlullah (S):
—  “Evet (ayırdedilip bilinir)” buyurdu.
O zât:
— Öyleyse (yânı cennetlik, cehenneml ik ezelde biliniyor sa) işleyip çalışanlar niye böyle amel edip duruyorla r? dedi.
Rasûlullah:
—  “Herkes niçin yaratılmışsa, onun için çalışır -yâhud: Kendisi için kolaylaştırılıp hazırlanan şey için çalışır-” buyurdu

 

Sahih-i BUHARİ, KİTÂBU’L-KADER

29 Mayıs, 2008 Yazan: ogrendiklerim | cuma | | Henüz Yorum Yok

Tasindik – Mahkeme karariyla!

Blogumuz maalesef sansurcu zihniyete kurban gitti ve wordpress.com’la birlikte Turkiye’den erisimlere kapandi.

Artik ogrenemediklerim.blogspot.com adresindeyiz.

Gorusmek uzere,

Selamlar..

3 Eylül, 2007 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | 4 Yorumlar

Teslimiyette Hz.ibrahim(as) ornegi

 

“Ne guzel kul, ne guzel ornektir,

ibrahim tek basina ummettir,

dikilir zalimin karsisina,

gul toplar ates bahcelerinden” 

Allah, ibrahim(as)’i neden Halil(dost) edindi?

Hz.ibrahim’in Halil olma surecinin, tanrisini arama gunleri ile basladigini goruyoruz. O kalbini, aklini ve duyularini gercege(hakka) acmisti. Gozlem yapti, arastirdi, aklini kullandi. Yerleri ve gokleri yaratan her kimse; O’nu Rabb bilme asamasina gelene kadar tum sureci hazmetti. Neyin ilah olabilecegini, neyin olamayacagini musahade etti, sahid oldu. Gorerek, duyarak, akli ile, kalbi ile Yaratan’a kul olmasi gerektigini anladi.

“Siz öyle bir soyun evladiydiniz ki, ibrahim’in teslimiyet kulturune sahiptiniz. O, emri evirip cevirmedi. Rabbinden nasil geliyorsa, hemen, Eslemtu-teslim oldum diyerek karsilik verdi.”

Allah, cesitli imtihanlarla ibrahim’i de sinadi. O hepsini tamamladi. Tastamam sinamalari gecti. iyi gunlerde “Ne buyuksun Ya rabbim” deyip; zorluklar karsisinda sinandiginin farkinda olmayanlara, “Neden ben, ne gerek var?” diyenrek, yahudilesme alametlerini gostermedi.

Yapayalniz, tek basina koca bir ummetti.  ibadet edilmeye yalniz Allah’in layik oldugunu korkmadan kavmine teblig etti : ”Alemlerin Rabbi olan Allah’a neden iabet etmiyorsunuz?” Allah, emirlerini kavmine ulastirmasini isteyince; genc yasta butun putlari yere serdi. Zalimlerin karsisina korkmadan cikti. Cunku O, yerleri ve gokleri Yaratan’dan korkuyordu.

Sinavlar ates karsisinda devam etti : Kavmi teblig ettiginden vazgecmesini istedi. Halkin karsisinda “davasindan vazgectigini” soylerse affedeceklerdi. ibrahim(as) kabul etmedi ve atese yurudu. Hakk(cc) atese, “ibrahim’e serin ve selamet ol” emrini verdi. Bir rivayette; atese atilirken havada meleklerden biri gelip “Rabbi’nden bir istegi olup olmadigini” sordu. ibrahim(as) “O benim halimi arif iken, talepte bulunmaya ne gerek” diyerek teslimiyetini gosterdi.

Daha sonra Rabbi, ona hicret emri verdi. Yerini, yurdunu, ailesini birakip bilmedigi bir yone, ama “Rabbine” gitti. Onemli olan, kendisine yon cizenin kim oldugunu bilmekti. Sam diyarina hicret etti.

Allah’in bir emrini geciktirmekten korkusunu, nefsine yenilmek korkusu ile aciklardi. En guclu oldugu anin emrin ilk geldigi zaman oldugu biliyordu ve hemen teslim olup itaatini, takvasini gosteriyordu. Efendimiz(sav) gibi nefsiyle basbasa kalmak yerine emre hemen itaat etmeyi tercih ederdi.

Rabbi’nden -bir rivayete gore- samimi sekilde 125 sene evlat istedi. Ve Allah kendisine Hacer’den bir evlat nasib etti. Sinavlar zorlasarak suruyordu. “Sizi hayirla da serle de sinayan Biziz” diyen Cenabi-Hakk; sukredenlerden mi yoksa, kufredenlerden mi olacagini sinamak, derecesini artirmak istiyordu. Evladi buyuyen, ergenlesen ismail(as) babasinin eli ayagi olmustu. Gelmekte olan belki de insanligin ve ibrahim(as)’in karsilastigi en zorlu imtihandi. Atesi gecen Peygamber, en buyuk sinavla sinanmayi haketmis ve en yuksek dereceleri kazanma asamasina gelmisti. Efendimiz(sav) “Kul dereceleri, salih amellerle degil belalarla kazanir” demisti. O yuzdendir ki “en buyuk imtihanlar peygamberlerin basina gelmistir”. “Oglunu kes” emri geldiginde Yuce peygamber ogluna : “Ey oglum, ben goruyorum ki seni kesiyorum. Sen ne dersin bu ise?” Kendi kanaatini izhar etmedi, Allah’in emrini ortaya koydu. ismail(as) : “Babacigim, ne emrolunuyorsan onu yap”. Emrin geldigi yeri Peygamber’in oglu da biliyordu. “Beni insallah teslim olanlardan bulacaksin”. Ve ibrahim(as) oglunu kesmeye yatirdi. Allah “Sen ruyaya sadik oldun” dedi, gorevini yerine getirdin.

Daha sonra Rabbi, Kabe’yi yukseltme emri vermis, oglu ismail(as) ile birlikte bu gorevi yerine getirirken ” Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Suphesiz sen hakkiyla isiten, hakkiyla bilensin”-Bakara,127- diyorlardi. Allah’in emri ile Allah’in evini insa eden ibrahim(as) , amelini garanti gormuyor; kabulu icin yakariyordu.

Hz.ibrahim(as) orneginde oldugu gibi, insanlarin tumu de surekli imtihan ediliyor. Sukredenlerden mi yoksa nankorlerden mi oldugu olculuyor. Dereceleri alanlar sonunda belki sehadetle sereflenip en uste erisiyor ve ona “artik sufli/dunyevi/bedeni olani birak! Sen ruyaya sadik oldun, imtihani gectin. Gel artik bu tarafa” deniliyor.

Rabbim bizi imtihanin her daim farkinda olup, emirlerine karsisinda “eslemtu li-Rabbil Alemin-Alemlerin Rabbine-(hayati evirip cevirene, kontrol edene) teslim oldum” diyerek ilerleyenlerden, O’nu dost bilen, O’na dost olanlardan eylesin. Amin

-Sohbetlerden derlenmistir, hatalar bana aittir-

8 Haziran, 2007 Yazan: ogrendiklerim | kanaatler | | 1 Yorum

Askerde neden memleketinize dagitim olmuyor?

Askerde neden memleketinize dagitim olmuyor?

Bu soru aklima, Ahmet ALTAN’in yazisini okuduktan sonra geldi. Bildiginiz gibi askerlikte kisiler yasadiklari yerlerde ya da memleketlerinde askerlik yaptirilmaz, mumkun oldugu kadar uzak birliklere gonderilir. Dogulu, batiya; karadenizli guneye vs.

Suphem odur ki; bu durum cuntaci zihniyet tarafindan alinan bir onlemdir. Soyle ki; her on yilda bir darbe yapan ‘en guvenilir kurum’ ordumuz, netice itibari ile vatan evlatlarindan mutesekkildir. Darbe esnasinda kendi vatandasina silahini cevirme emrini alan bir er karsisinda amcasini, kuzenini, babasini, Kuran kursu hocasini, solcu ogretmenini gorurse N’olur?

‘En iyisi bunlari ters taraflara gonderelim de emre itaatsizlik durumu olmasin.’ diyen bir cuntaci generalin sozu birden kulagimda yankilandi.

22 Mayıs, 2007 Yazan: ogrendiklerim | tartisma | | 1 Yorum