EVRİM TEORİSİ VE AKILLI TASARIM – 1

12 Mayıs 2013 Pazar 00:22

 

Allah’ın varlığını ispatlamanın hiç bir zaman mümkün olacağına inanmıyorum. İspat devreye girdiğinde, itiraz sözkonusu olamaz ve bir çeşit zorlama ie karşı karşıya kalırız.
İslam ise, evreni gözlemleyip elde ettiğimiz verileri aklederek analiz etmemezi ve bu muazzam düzenin kendi kendine meydana gelemeyeceğini kavradığımızda; Yaratıcıya ulaşmamızı bekliyor.
Tarih boyunca tek tanrıcı(tevhidi-monoteist) dinler; günahkâr inananlar ya da Allah’a ait güçlere sahip olduklarını iddia edenler (Şirk) ve buna inananlarla karşılaştı. Tavsiyelerini de onlara iletti. Son din İslam’ın, çok temel ve çarpıcı vurgularla hayatın ve varlığın sebebini sorgulamaya davet eden(challange) yönü olmasa, ateizmin asırlar boyunca monoteist dinler tarafından çok muhatap alınmadığı bile söylenebilir. Bu noktada Mustafa İslamoğlu ise ateizmi, kendini inkâr yönüyle patolojik bir vaka olarak görüyor.
Öte yandan Darwinizm’den güç alan ateist felsefenin ivme kazandığı bir dönemin etkileri günümüzde halâ devam ediyor. Ateizm(tanrıtanımazlık) ve agnostisizm(bilinmezcilik) -bence insan egosunu ateşleyen bir kibrin de etkisiyle- taraftar bulabiliyor.
Bu noktada biraz Evrim Teorisinden ve İngiliz bilim adamı Charles Darwin’den bahsetmekte yarar var. Darwin ateist değildi, hatta eşinin koyu bir Hristiyan olduğu anlatılır. Meşhur “Türlerin Kökeni” kitabını günümüz Evrimci ve Darwinistleri okusa, Tanrı’ya yaptığı atıflardan hidayete bile erebilirler. Şaka bir tarafa, Darwin’in bilime getirdiği farklı bakış, yaşamın tamamen kör tesadüflerle meydana geldiği, milyarlarca yıl içinde gerçekleşen küçük evrim adımlarıyla bugünkü canlılığın kendi kendine oluştuğuydu. Darwin, teorisini açıklarken “indirgenemezlik” ilkesinden bahsetmiş, bu kanıtlanabilirse teorisinin yanlışlanmış olacağını kendisi ifade etmişti. İndirgenemezlik basitçe, bir organın evrim süreçleriyle açıklanamayacak komplekslikte olması anlamına geliyor. Buraya tekrar döneceğiz. Bu teori elbette bilimsel bir zemine oturuyordu ve gözlemlere dayanıyordu. Fakat bunlar atomun varlığının bile henüz kanıtlanmadığı 200 yıl önceki teknik ve imkanlara sahip bilimle yapılmıştı.
Paralel olarak gelişen materyalist felsefe ve bilim anlayışı da maddeyi ezeli ve ebedi kabul ederek, evrenin ezelden beri orada durduğu ve yaratılmadığını savunageldi. Bu anlayış, bilimsel metodları da temelinden değiştirdi ve bilim, başlangıçta “Yaratılış” fikrini reddetmezken (Müslüman bilim adamları ve modern çağda örneğin Newton), Darwin sonrasında materyalizmin de etkisiyle; profan, hatta din-karşıtı bir metodu kabullendi. Bilim ile dini birlikte anmak şiddetli tepki görmeye başladı. Bilimin bulgularını Yaratıcı’ya işaret edecek şekilde yorumlamak bile alay konusu olmaya yetti. (Bunda, o dönemde bilim merkezlerinde İnancı temsil eden Kilisenin cahil-dogmatik-çıkarcı uygulamalarının da önemli etkisi var elbette.)
O dönemlerde bilim çevrelerinki beklenti; “bilim ilerledikçe varlığın kökeninin tüm detayıyla açıklığa kavuşacağı, Tanrı fikrinin yok olup, seküler bir yaşam tarzının dünyaya hakim olacağı” idi.
Hiç de öyle olmadı!
Bu konuya devam edeceğiz inşallah. İlgililere twitter’daki @Akilli_Tasarim hesabını takip etmelerini tavsiye ediyorum.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: