EVRİM TEORİSİ VE AKILLI TASARIM – 2

0 Mayıs 2013 Pazartesi 16:00

 

İlk bölümde Allah’ın varlığını ispatın mümkün olmadığından, İslam’ın bizden akıl ve gözlem yoluyla bunu kavramamızı beklediğinden bahsetmiştik. Evrim teorisine de değinip, materyalist felsefenin maddeyi ezeli/ebedi kabulüyle birlikte; varlığın kör tesadüflerle meydana geldiğini savunduğunu tartışmıştık.
Batılı 34 ülkede yapılan bir araştırmaya göre; Evrim Teorisi’ne en az inanan ulusun Türkler olduğu ortaya çıktı. Bunda belki kendisine “hoca” denilmesinden en çok rahatsız olduğum şahsın gayreti etkili olmuştur, bilemiyorum. Fakat bilimsel gibi duran yaklaşımlardan kendisine önemli bir paye edindiği ve son dönemde dinin öz mesajına ne kadar darbe vurduğu da gözler önünde. Evrim meselesini de doğru anlamamıza engel oluyor.
Darwinist/materyalist ideoloji ortaya çıkmadan önce de evrim araştırılıyordu. Hatta buna ilk atıfları Abbasilerden itibaren Müslüman bilim adamlarının yaptığını biliyoruz. Daru’l-Hikme’de modern kimyanın öncüsü kabul edilen Cabir bin Hayyan (öl:M.815); insanın ve diğer canlıların kendiliğinden vücut bulduğunu belirtir. Allah’ın sadece dört temel unsuru yarattığını ve canlıların bu dört temel unsurdan neş’et ettiklerini savunur. Cahz (öl: M.869) ise Allah’ın emriyle bütün yaratıkların -buna insan da dahildir- tek bir çekirdek varlıktan yaratıldığını iddia eder. Kitabu’l-Hayavan adlı eserinde biyolojik evrimi açıkça savunmuş, “Evrenin yaratılışını başlatan Allah, aynı zamanda onu evrimleşme yoluyla teşekkül edici; hem de türleri devamlı evrimleştirici kılmıştır” sonucuna varmıştı. Benzer yaklaşımları Biruni, ibn Miskeveyh, İbn Tüfeyl, İbni Nefis, İbn Sina, İbn Haldun’da da görebiliriz.
Dolayısıyla Evrim’in İslam ve Yaratılış inancına aykırı olduğunu söylemek doğru değil. Keza her şeyi yaratan Allah’tır. Ancak insanın farklı bir türden, mesela bir hayvandan dönüştürülerek yaratıldığı iddiası Hristiyanlık inancını kökünden yıkacak bir içeriktedir. Nitekim bir İnsan-ilah (haşa) temeline oturan Hristiyanlığın; evrimin ilk adımda bile kabulüyle çökeceği aşikârdır.
Bu noktada Yaratılışçılık ve Akıllı Tasarım teorilerine ve bunların aralarındaki farklara odaklanmak istiyorum. Yaratılışçılık; insanlığın, yaşamın ve evrenin, varlığı önceden kabul edilmiş doğaüstü bir güç (Tanrı) tarafından yoktan meydana getirildiği inancıdır. Bu bir ön-kabuldür. Yaratılışçı, diğer bilimsel verileri de bu ön-kabule göre okur ve yorumlar. Akıllı Tasarım’dan ayrıldığı nokta, tam da burası! Akıllı Tasarım teorisi, bir ön-kabulle başlamak yerine bilimin verilerini tarafsız olarak incelemeyi ve burada Tanrı’ya işaret eden bulguları tartışmayı hedefliyor.
Akıllı Tasarım, evrenin bir amaç ile tasarlandığını savunuyor. Bilimin delillerini de bu yönde değerlendiriyor. Bunun çok çarpıcı örneklerinden birisi Bigbang sonrası manzaradır. Bundan bahsetmeden önce, bugün bilim dünyasında “hakim görüş” haline gelen Bigbang (Büyük Patlama) teorisinden de kısaca bahsetmekte yarar var. Teori, yakın zamana kadar materyalist/ateist çevrelerce evrenin bir başlangıcı olduğu, yaratıldığı (ezeli/ebedi olmadığı) iddiasına zemin hazırladığından kabul edilmiyordu.
Bigbang, tenis topundan küçük bir enerji noktasının patlayarak evreni oluşturduğunu varsayıyor. Patlamanın hemen sonrasına bakabilseydik, ortada ne bir insan ne de gezegenleri görecektik. Atomaltı parçacıklardan oluşan bir ortam vardı. Bazı hikayeler “dünya henüz bir toz ve gaz bulutuydu” başlar ya, atom olmadığı için henüz toz ve gaz bile yoktu. Buna radyasyon da diyebiliriz. Buraya dikkat! Eğer o ortamda mevcut kuvvetler (güçlü nükleer, zayıf nükleer ve elektromanyetik kuvvet) öyle hassas bir şekilde ayarlanmasaydı, fizikçilerin söylediğine göre hiçbir zaman atom oluşmayacak ve radyasyon sonsuza dek hüküm sürecekti. Ben bu yazıyı yazamayacak, siz de okuyamayacaktınız. Bu kuvvetlerin biraz farklı değerde bile olması asla canlılığa müsaade etmeyecekti. Bu tasarım ve hassas ayar (fine tuning) bir ispat olmasa da akledenler için çok önemli işaretler içeriyor.
Benzer şekilde de dünyadaki düzenin insan odaklı tasarlandığına dair bir çok delil var. Atmosferdeki gazların oranı, suyun benzersiz özellikleri, dünyanın yansıtıcılığı ve manyetik alanı, dünyanın güneş sistemi içindeki yeri, güneş sistemimizin galaksi içindeki yeri… Örnekler çoğaldıkça da evrenin insanı merkeze alarak tasarlandığı anlaşılıyor.  Bilim insanları bu amacı kimin belirlediği sorusunu sorduklarında ise Yaratıcı’ya ulaşmakta zorlanmıyor.
Yazının sonunu Flew gibi ateizmden vazgeçip Tasarımcı’ya inancını açıklayan Batılı düşünür Patrick Glynn’ın sözü ile bitirmek istiyorum:
“Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor… Bu ise, bizi Tanrı’nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.” *
* Patrick Glynn, “God: The Evidence”
İlgili kaynaklar ve internet siteleri:
Twitter:  http://twitter.com/Akilli_Tasarim (Konuyla ilgili soru/tartışmaları iletebilirsiniz)
DISCOVERY Institute: http://www.discovery.org/ (İngilizce)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: