Posts tagged ‘Scott peck kitap özeti people of the lie eğitim çocuk psikoloji kötülük’

4 Nisan, 2012

Kitap özeti: KÖTÜLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ (PEOPLE OF THE LIE) SCOTT PECK

Ağzım açık, şaşkınlıkla okuyup bir solukta bitirdiğim bir kitap. Bir baba, bir eş, bir insan olarak birçok yanlışımı farketmemi sağladı. Cümlelerin altını çize çize, bir kitaptan çok bakkal defterine benziyor şu anda. Ne zamandır tekrar okumak istiyordum da, “bari özetini çıkarayım da vatana millete faydam olsun” dedim. Bu vesile ile beni 2005’te kanserden ölen psikiyatr Scott Peck’le 15 yıl önce tanıştıran Hazar hocama da teşekkür ederim. “Az seçilen yol” gibi bir best seller ve önemli kitaplarla romanlar bıraktı arkasında ama, bunda kendimi buldum. Özeti kamu yararına sunuyorum. Faydalı olacağına eminim.

KÖTÜLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ (PEOPLE OF THE LIE)
SCOTT PECK
Kuraldışı Yayınları

Peck, kitaba bir uyarı ile başlıyor ve kitabın kötülüğü uyandırma potansiyelinden bahsediyor. Aslında tipik bir çarpıcı giriş örneği. Okuyucuyu dikkatli okumaya sevk ediyor ve eserine özenle yaklaşmamızı istiyor.
Konu başlıkları altında bir psikiyatrist olarak karşılaştığı vaka örnekleri de yer alıyor. En ilginci de birinci bölümdeki “Şeytanla Anlaşma Yapan Adam”! Tipik bir satış elemanı olan George’un hayatı, örneğin BU KÖPRÜDEN BİR DAHAKİ GEÇİŞİNDE ÖLECEKSİN gibi kuruntuların beynini işgal etmesiyle altüst oluyor. Bunların yanlış olduğunu kendine ispat etmek için vaktini geçirirken işini yapamaz, çocuklarıyla kavgalı hale gelen George, Dr.Peck’e başvurduğunda; obssesive-compulsive teşhisi konuyor. Terapi sırasında George’un anne ve babasının da psikolojik rahatsızlıklar yaşadığını öğreniyoruz. Annesi bir gece yarısı George’u uyandırmış ve şafağa kadar kalp krizi geçiren papazları için diz üstünde dua ettirmişti. Kiliseden nefret ediyordu George. Böyle acı dolu bir geçmiş üzerine, George’un ölüm temalı saplantılı fikirleri; hayatın gerçeklerinden kaçmak ve daha önemli sorunlarla yüzleşmemek amacıyla kullandığını anlıyor yazarımız. Terapiye rağmen kötüye giden kahramanımız bir gün aniden değişir ve rahat tavırlarla şeytanla bir anlaşma yaptığını anlatır. Anlaşmaya göre şeytan, kuruntuların ortaya çıktığı yere geri dönerse, bunların gerçek olmasını ve hatta George’un oğlunun da ölmesini sağlayacaktı. Böylece George kuruntularının gerçek olmaması için onların peşinden koşmayacaktı. Hastasının ilginç çözümü karşısında önce şaşıran Dr.Peck daha sonra George’a nihai teşhisini koydu: O bir korkaktı! Her zaman kolay yolu arıyordu, doğru olanı değil. Hep acısız olanı tercih ediyor, gerçeklerle yüzleşmemek için ruhunu şeytana satabiliyor ya da oğlunu feda edebiliyordu.
Sonraki bölüm obsessive-compulsive (saplantılı-baskı nevrozu) durumunun kökeninin çocukluğa indiği ve genellikle tuvalet eğitiminde yaşanan bir sorun ile başladığını anlatarak giriş yapıyor. Bu nevrozu yaşayanlar aynı zamanda “büyülü düşünme (magical thinking)” yani temel olarak düşüncelerin olaylara neden olduğuna inanırlar.
Dünyada kötülüğün esas olduğunu düşünen Dr.Peck, iyiliği ve iyileştirmeyi sevginin sonucu olarak tanımlar. Yine çocukluğun ve ailenin insan psikolojisindeki önemini vurgulayarak; çocuk ve hasta ergenlerin anne ve babalarını Tanrı gibi algıladığını, ailelerinin davranışlarını gerçekçi bir şekilde değerlendiremediklerini ifade eder. Ailesi tarafından kötü davranılan bir çocuk, kendisinin kötü olduğunu düşünecektir. Sevgisiz yetişen çocuklar, sevilmeye layık olmadıklarına inanırlar. Ailesi yeterince sevmezse ya da kötü davranırsa, çocuk bunun nedeninin kendisi olduğuna, kendisinin kötü olduğuna inanır. Kendisi hakkında gerçekçi olmayan olumsuz bir imaj geliştirir.
İlk bölümü burada bırakmıştım, devamı..

Çocukları ile sorun yaşayan ailelerin çoğunda aslında problemin ebeveynlerden kaynaklandığı, iş çocukta psikolojik rahatsızık noktasına gelmiş ise ebeveynlerin de en az çocuk kadar hatta daha fazla hasta olduğunu örneklerle açıklıyor Scott Peck. Ebeveynlerin çocuklarını anlamak için yeterince çaba göstermediği de tesbitleri arasında.

Kötü insanlarla iletişim kurmanın zorluğunu anlatan bölümde, sağlıklı insanın kötü biriyle karşılaştığında ondan uzaklaşması gerektiği tavsiyesini okuyoruz. Kötülük, tiksindirici ve tehlikeli özellikleriyle onunla birlikte uzun süre kalan kişiyi de bozar ya da yok eder. Yalanlarla insanın aklını karıştırırlar. Kötüler, yalanın insanlarıdır. Sadece başkalarını değil, kendilerini de kandırırlar. Bu yönüyle kötülerin korkulacak insanlar olmakla beraber, acınacak insanlar olduğunun da bilinmesi gerekir. Kendilerini saklayan ve bilinçlerinin (ben vicdanlarının diyorum-HÖ) sesini dinlemeyen kişiler olarak hayatları gerçek bir korku içinde geçer. Kötüleri en çok etkileyen şey güçtür! Kısa vadede ne nezaketten ne de sözden anlarlar.

İnsanları kötü yapan, kötü işler yaptıklarını kabul etmemeleridir. Aslında onların dikkat çekici özellikleri yoktur. Sabıkalı değillerdir. Hatta çoğu örnek vatandaştır. Ama suçları o kadar gizli kapaklı ve fark edilmezdir ki yaptıkları suç olarak nitelenemez. Kötü insanlar kendilerini sorgulamazlar. Buna tahammül edemezler. Hatalarını kabul etmedikleri için sürekli kötülük yaparlar. Kibirlidirler. Kendi kötülüklerini başkalarına yansıtırlar, hep bir günah keçisi ararlar. Birey ruhsal olarak gelişmek için gelişmeye ihtiyaç duymalıdır. Bu ihtiyacı duymazsa, kusursuz olmadığını gösteren her kanıtı ortadan kaldırmak isteyecektir.

Kötü insanları maske takmalarından tanıyabiliriz. Gülümsemelerinin nefretlerini, nazik tavırlarının öfkelerini sakladığını görürüz. Karanlıklar içindeki insan ruhunun kendi sorumluluklarından kaçtığını ve kendinden gizlendiğini fark edebiliriz. Problemlerinin temelinde bir çeşit ben-severlik yatar. Bununla birlikte hastalıklı ben-severliğin oluşumuna ilişkin önde gelen teorilerden biri de bunun bir savunma mekanizması olduğudur. İlgisiz ve sevgisiz ailelerin çocukları kendilerini korumak için küçüklükte sahip olduğu ben-sever mekanizmayı bırakmayacaktır. Çocuklar, kötü ailelerine karşı kendilerini korumak için kötü olurlar. İşte insan kötülüğünün temeli budur.

Erich Fromm’a göre ne kötü doğuyoruz, ne de kötü olmaya zorlanıyoruz. Pek çok seçim sonunda kötü oluyoruz. (HÖ Notu: Fromm aynen şu ifadeyi kullanmış: Yanlış seçimler yaptıkça kalbimiz sertleşir, doğru seçimler yaptıkça kalbimiz yumuşar. Tabii ki bu Hz.Peygamber’in açıklamasının 1400 yıl sonra yeniden keşfi : Mü’min bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe edip günahı bırakır ve Allah’tan af ve bağışlanma dilerse kalbi cilalanır. Eğer tevbe etmeyip günahına günah eklerse siyah noktalar çoğalır ve sonunda kalbini (katran kesilerek)kaplar. Yüce Allah’ın “Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas olmuştur.” (Mutaffıfin, 14) âyetinde bahsettiği pas işte budur.)

Peck ise şöyle devam ediyor: Gördüğümpek çok durumda birey, sadece kendi iradesini gerçekleştirmek için, kötüyü seçme özgürlüğü olduğu bilinciyle kötü niyetli seçimler yaptı. Kötü insanların acı çekmedikleri doğrudur. Zayıflığa veya hatalara tahammülleri olmadığı için böyle görünmek, her şeyin üzerinde ve her şeye hakim imajı vermek isterler.

KÖTÜLÜĞÜN KURBANI ÇOCUKLAR

Kötülüğün en sık rastlanan kurbanı çocuklardır. Hem zayıftırlar hem de kolay incinirler. Üstelik aileleri çocuklar üzerinde nüfuz sahibidir. Dahası çocuk ve aile arasında doğal bir samimiyet vardır. Çocuklar ailelerinden kaçamaz, ailerlerden çocukların baskılarından kaçamaz. Kötülüğün kurbanı olan yetişkinler de bir şekilde kaçamayacak kadar güçsüz olanlardır. Yetişkinlerin bile kötülükle karşılaşmaktan korktuğu bir vakaya maruz kalan çocuklar, ancak ruhunu bir kale ile çevirirse duygusal açıdan hayatta kalabilir. Bu tip savunma mekanizmaları çocukken onu korusa da yetişkin olduğunda kaçınılmaz olarak hayatına zarar verecektir.

Bir ebeveynin görevi ise çocuğunun bağımsızlık kazanmasına yardım etmektir.

KÖTÜ İNSANIN ÖZELLİKLERİ

1) Sorumluluktan kaçar.

2) Farkedilmesi zor fakat devamlı yıkıcı davranışları vardır.

3) Çoğunlukla belli etmemekle birlikte eleştiriye aşırı tahammülsüzdür.

4) İnsanların gözünde saygın bir yere sahip olmak için aşırı istek duyar. Bu istek tedbirli olmalarına ve kötü duygularını inka etmelerine neden olur.

5) Özellkle stresli durumlarda, şizofreniye benzeyen düşünce bozuklukları yaşar.

Kötü insanlar istedikleri gibi davranmak isterler. Güç sahibi olmak onlar için bir tutkudur. Dolayısıyla güçlü olmak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak iradesi oldukları için sonları bir felaket olur. Kötülük ancak otoriteye boyun eğer. Diğer bir yolu ise bilgi ve çaba ile uğraşmaktır. Ancak sevgi böyle bir çabayı mümkün kılar.

Ruh sağlığı, kişinin kendini olduğundan daha önemli bir şeye teslim etmesini (HÖ Notu: Kendinden(insandan) daha önemli şey – Yaratıcı + Teslim – İslam) gerektirir. Doğru bir şekilde yaşamak için arzularımızdan daha önemli prensiplerimiz olmalı.

GRUP KÖTÜLÜĞÜ
Dr.Peck grup kötülüğünü aktarmak için Vietnam’da kadın-çocuk demeden katliam yapan bir Amerikan ordusu bölüğünün MyLai’de savaş suçu işleyip işlemediğini araştıran komitede ordu tarafından görevlendirildiği dosyadaki tecrübelerinden faydalanıyor. Komite öncelikle olayın tekrarını önleyecek tedbirlerin alınması için psikoljik nedenleri araştırmak amacıyla derinlemesine ve kapsamlı bir araştırma izni istiyor. Ancak ordu, olayın utanç verici olduğu ve daha fazla utanca neden olabilecek bilgilerden kaçınılması gerektiği gerekçesiyle bu talebi reddetti. Bu red kararı bile bir sembol oldu: Kötülüğün araştırılması bile utanç doğuruyordu.
MyLai örneğinde grupların bir farkla bireyler gibi davrandığını tesbit ederek farkı grupların daha ilkel ve olgunlaşmamış davranışlar gösterdiği sonucuna varıyor. Bunun bir çok nedeni olduğunu ve birinin de “özelleşme” olduğunu anlatan yazar, aslında özelleşmenin grupların avantajlarından biri olduğunu ifade ediyor. Grup üyelerinin farklı görevler alabilmesi sayesinde grupların bireylerden daha etkin olduğu biliniyor. MyLai’deki grupta bireyler özelleştiğinde ahlaki sorumluluğunu grubun başka bir bölümüne kolayca atarak bilincini kaybettiği görülmüştür. Gruptaki her birey grubun her davranışının sorumluluğunu alana kadar grup potansiyel olarak bilinçsiz ve kötü kalacaktır.
Kötülükle stres arasında da ilişki vardır. Stres, iyiliğin testidir. Gerçekten iyi olan insanlar streste olduklarında dürüstlük, olgunluk ve duyarlılığını korumayı başarabilendir. (HÖ notu-Bkz:Şura37+Al-i İmran134 ve Hadis: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir.Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir” Müslim, Birr) Soyluluk kötü bir davranış karşısında vakarını korumK, acı karşısında duyarlılığını korumak, acıya tahammül edebilmek ve ayakta kalabilmektir. İnsanın ölçüsü, çektiği acıdır.

GRUP DİNAMİKLERİ: BAĞIMLILIK VE BEN-SEVERLİK
Bireyler sadece stresli anlarda değil grup içinde de ilkelleşirler. Bu gerilemenin bir nedeni de grup liderine bağımlılıktır. Lider ortaya çıkmasının asıl nedeni tembelliktir. Takip eden olmak lider olmaktan daha kolaydır. Karmaşık kararları düşünmek, ileriyi planlamak, eleştirilmeyi göze almak veya cesaret gösterme zorunluluğu yoktur. Takip eden bir çocuk gibi lidere teslim olur ve bağımlı hale gelerek grubun üyesiyken gerilemeye eğilim gösterir.
Gruplarla ilgili 3 prensipten bahsedebiliriz:
1-Grup kendini güçlü hissedeceği bir grup kimliği geliştirir.
2-Gruplar ben-severliğe daha yatkındırlar. Kendilerini daima haklı ve üstün görürler.
3-Kendi rollerine uygun insanları seçerler. Örneğin polisin saldırgan ve gelenekçi adamları seçmesi gibi.
Vietnam’da katliam yapan askerlerin barışta kendilerini işe yaramaz hissetmeleri, savaşta önem kazanmak ve kahraman olmak istemeleri bir motivasyondu. Suçluyu teknolojik araçlar olarak görmeleri(insanları öldüren kendileri değil, napalm bombalarıydı gibi gerekçeler) de aynı şekilde durumu savaş suçu olarak anlamlandırmalarına engel olmuştu. Tabii ki zor savaş koşullarının ve hatta yenilginin, acı çekmenin stresi altında doğan ben-severliği de sayabiliriz.
Alışkanlıkların bir gücü vardır. Bir kez harekete geçtiğinde aleyhte kanıtlar olmasına rağmen devam eder. Bir alışkanlığın değişmesi için acı çekmek ve çaba göstermek gerekir. Bunun için davranışlarımızın doğruluğundan şüphe etmeli ve kendimizi eleştirmeli ya da davranışlarımızın başından beri yanlış olduğunu pişmanlık duyarak anlamalıyız. Ardından şaşkınlık gelir. Rahatsız edici bir durumdur; neyin doğru neyin yanlış olduğunu ya da ne yöne gideceğimizi bilemeyiz. Aslında bu bir öğrenme ve olgunlaşma dönemidir. Ancak şaşkınlık duyarak daha iyi ve yeni bir görüş kazanırız.
Ben-severliği de inceleyelim. Bireyler davranışlarından oluşur. Birisi davranışımı eleştirirse beni eleştirdiğini, düşüncemin yanlış olduğunu kanıtlarsa, kendimin yanlış olduğunu düşünürüm. Kusursuz imajım parçalanmıştır. Yanlış davranışlara takılıp kalmamız, yanlış olduklarını kabul etmeye tahammül edemememizdendir. Başarılı ve güçlü isek her zaman haklı olduğumuza inanırız. Örneğin ben-severlik yüzünden bize benzemeyen insanları (düşman) benzeyenelere göre daha rahat öldürürüz.
GRUP KÖTÜLÜĞÜNÜ ENGELLEMEK
Grubun davranışlarını etkilemek için grup liderini etkilemelisiniz. Lidere ulaşamıyorsanız tabanı etkilemelisiniz. Dr.Peck, grup içinde bireylerin kararı lidere bırakma eğiliminde olduğu ve buna karşı koymaları gerektiği çocuklara öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda tembellik ve ben-severlikten kaçınmaları gerektiğini de. Bu sayede grup kötülüğünü engelleyen bireyler olabilirler.

SONUÇ
Kötü insanlar sıklıkla başkalarını kötü olarak nitelendirirler, başkalarını suçlarlar, kendilerini haklı çıkarmak için diğerlerini yok etmeye kalkışabilirler. Hayatın anlamı ise iyilik ve kötülük arasındaki mücadelede iyiliğin kazanabileceğine olan inançtadır. Kötülüğün üstesinden ise ancak sevgi gelebilir. İlk olarak kendini kötülüklerden arındırmakla başlayıp düşmanlarını dahi sevebilecek ancak kötüklerini onaylamayan ve sevgiyle iyileştirmeye çalışan noktaya geldiğimizde çare olabiliriz.